Antwerp, Belçika’da Brüksel’den sonraki ikinci büyük şehir. Pek gözönünde olmayan, ancak ziyaret ettiğinizde ziyaretinizden memnun kalacağınız bir şehirdir Antwerp. Antwerp’in ismi Türkçe’de Anvers olarak kullanılıyor, Fransızca bir kelime olduğu için de şehrin ismini okurken sondaki s harfini okumuyoruz.

Antwerp, Hollanda’nın Rotterdam‘ıyla yarışan en önemli liman kentlerinden biri, bunda kentin içinden geçen Schelde Nehri‘nin büyük payı var. Şehri ikiye ayıran nehirden gemiler rahatlıkla geçebilsin diye köprü bile yapılmazmış nehrin üzerine. Karşıya geçmek isteyen olursa iki yakayı birbirine bağlayan tünelleri kullanırmış. Köprü olmaması gemi kısıtlaması olmaması demek, bu da şehre zenginliği getiriyor. Antwerp’in Belçika’daki en zengin şehir olmasının temel nedeni bu. Antwerp için bu nehir o kadar önemli ki, gemiciliğin gelişmesi ile birlikte daha büyük boyutlarda gemiler üretilmeye başlanmış ve sırf bu gemiler buradan geçebilsin diye nehrin derinliğini artırmak durumunda kalmışlardır.

Antwerp kelimesinin orijinal yazımı Antwerpen. Anlatılana göre Antwerpen kelimesi de Eski İngilizce’de Hand Werpen’den geliyormuş. Antigoon adındaki dev bir karakter, nehirden geçen gemilerden haraç toplar, haracını vermeyenlerin elini kesip nehre atarmış. Bir gün Brabo isimli bir kişi devi alt ederek elini kesmiş ve bu sefer Antigoon’un eli nehrin dibini boylamış. El kesme anlamına gelen hand werpen zamanla Antwerpen’e dönüşmüş.

Antwerp Centraal Station

Antwerp’in en beklenmedik yapılarından biri Antwerp Tren İstasyonu‘dur. Tren istasyonunun üzerine kurulan yapı, adeta büyük bir katedral gibi. Aynı zamanda Antwerp’in simgelerinden biri olacak kadar güzelliğe sahip. Görkemli yapısıyla Belçikalı mimar Louis Delacenserie tarafından yaptırılan istasyon binası, 1905 yılında hizmete açılmış. 185 metre uzunluğunda, 44 metre genişliğindeki yapı, Mashable tarafından da 2014 yılında en güzel tren istasyonu seçilmiş. İstasyon içerisinde yer alan information center’dan Antwerp City Card temin edebilirsiniz. Böylece birçok müzeye ücretsiz giriş ve toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanım hakkı kazanırsınız.

antwerp central station gezilecek yerler 400x266
antwerp central station gezi yazisi 400x266

İstasyondan Teniersplaats üzerindeki kavşağa yakın bir noktada bir heykel görürsünüz. David Teniers, 17. yüzyılda Antwerp’de doğmuş bir ressamdır. Babasına ressamlık yapardı ve babası vasıtasıyla dolaylı olarak Rubens‘den etkilenen ressam, tıpkı Rubens gibi düklere hizmet etmiş, onlar için resimler yapmıştır. Günümüzde St. Petersburg, Viyana, Münih, Paris, Londra ve Brüksel gibi büyük kentlerin sanat müzelerinde Teniers’in çalışmalarını görmek mümkün. Arkası iki tarihi yapı ile birlikte harika fotoğraflar çekebilirsiniz.

david teniers heykeli antwerp 400x266
david teniers heykeli manzarasi antwerp 400x266

Rubens Evi Müzesi

Heykelden sonra Wapper üzerinde yer alan Rubens‘in evine varıyoruz. Sanat ile ilgilenenler Rubens’i mutlaka duymuşlardır. Rubens 16. ve 17. yüzyıllarda yaşamış dünyaca ünlü bir ressam. Ziyaret ettiğimiz yapı da Rubens’in Antwerp’e yerleştikten sonra kendisinin yaptırdığı ve kaldığı yer. Burası aynı zamanda Rubens’in öğrencileri ile birlikte resimler yaptığı bir atölye görevi de görüyordu. Belediye tarafından 20. yüzyılda satın alınan ve sonradan müzeye çevrilen yapı, Rubens’in tablolarıyla dekore edilerek Rubens Evi ve Müzesi adı altında ziyarete açılmıştır.

rubenshuis evi muzesi duvardaki tablolar 400x266
rubens evi muzesi avlusu gezilecek yerler 400x266

Mayer van den Bergh

Elimizde Antwerp kartı olduğu için Mayer van der Bergh müzesine de girdik. Fritz Bergh yaşamı boyunca sanat eserlerinin peşinden koşmuş bir koleksiyoncu. Sahip olduğu eserler, ölümünden sonra annesi tarafından bir müzede toplanmış. Müzede, Orta Çağ’dan kalma resim, heykel ve çizimler başta olmak üzere birçok eser sergileniyor. Giriş ücreti normalde 8€ ve Pazartesi hariç hergün 10:00 – 17:00 arası ziyaret edilebiliyor.

Maagdenhuismuseum

Maagdenhuis, 16. yüzyıldan kalma bir bina ve uzun yıllar yetimhane olarak hizmet vermiş. Geçici sergilerin düzenlendiği yapıda, yaklaşık 150’ye yakın resim ve heykel bulunuyor. Haftaiçi 10:00 – 17:00 saatleri arasında, haftasonu 13:00 – 17:00 saatleri arasında Lange Gasthuisstraat 33 adresinde ziyaret edilebiliyor. Biz sadece dış yapısını görmekle yetindik.

Yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde, Benelux’un en yüksek katedralini görürsünüz. 123 metre yüksekliğindeki çan kulesine sahip olan Cathedral of Our Lady‘yi farketmemeniz mümkün değil. Kilisenin içine 6€ karşılığında girilebiliyor ve ünlü ressam Rubens‘in ünlü tablolarından birkaç tanesini görme şansına sahip oluyorsunuz.

En Eski Sokak Vlaeykensgang

Orta Çağ’a doğru bir yolculuğa çıkmaya geldi sıra. Büyük katedrale yakın bir yer olan Vlaeykensgang, sokaklar arasında mesafeyi kısaltan bir geçit. 1591 yılında yapılan geçitin etrafında domuz kokulu restoranlar ve yaşam alanları yer alıyor. Şehre, sonraları birçok geçit yapıldı, ancak 20. yüzyılda hepsi yıkıldı ve yerlerine yeni yapılar inşa edildi. 1960’lı yıllarda burası da yıkılmak üzereyken zengin bir antikacı buradaki tüm evleri satın almış ve yıkılmasını engellemiş. Kalabalık ve gürültülü şehir merkezinden sonra bu tarihi sokağı ziyaret ettiğinizde, sizi içine alan sessizlik ile başka diyarlara yolculuk ediyorsunuz. 51°13’13.05″ N 4°23’57.69″E koordinatlarına yakın bir konumda yer alan tarihi geçidi Antwerp ziyaretinizde pas geçmeyin.

Grote Markt ve Brabo Heykeli

Katedralin hemen yanıbaşında, birçok kentte şehir meydanı olarak kullanılan Grote Markt‘e doğru hareket ediyoruz. Burada görkemli bir belediye binası (stadhuis) ile karşılaşıyoruz. Büyük Çarşı anlamına gelen meydanda, birçok yapı, restoran, kafe, mağaza bir arada. Napolyon’un binalardaki numaralandırma sisteminin öncüsü olduğu kabul edilir, meydanı süsleyen tarihi yapıların tepelerindeki altın kaplamalar, figürlerinin herbiri de binayı temsil ediyor.

Meydanın tam ortasında ise Antwerp şehrinin efsane karakteri olan Romalı asker Brabo‘nun büyük devi öldürüp elini keserek nehre atmasını tasvir eden bir heykel de bulunuyor. 1887 yılında yapılan bu heykeli görmeden meydandan ayrılmıyoruz.

Grote Markt’tan Scheldt Nehri’ne doğru ilerliyoruz. Burada karşımıza Steen Kalesi çıkıyor. Steen, Kaya anlamına geliyor ve yapının tamamı kayadan oluşuyor. Kaleye giriş ücretsiz, ancak içeride çok bir şey yok. Yalnızca arka tarafındaki nehir manzarasını seyredebilirsiniz.

Steen Kalesi’ni gezdikten sonra önündeki otobüs durağından 291 numaralı otobüse binip, birkaç dakika içinde Antwerpen Tavernierskaai adlı durakta iniyoruz. Bu durak bizi Antwerp’in denizcilik müzesi olan Museum aan de Stroom‘a götürecek. Durakta indikten sonra sıradışı yapı ile kendisini gösterecektir müze. Hemen içine giriyoruz ve Antwerp Limanı tarihi ile ilgili bilgileri ediniyoruz. Müzenin kat sayısı fazla olduğundan ve her katında farklı konseptlerde sergiler olduğundan müzeyi tamamiyle gezmek biraz vakit alabilir. Müzeyi gezdikten sonra teras katından Antwerp manzarasını seyretmeyi unutmayın.

Antwerp limanını tanıtan MAS müzesini gezdikten sonra dünyanın en eski açık hava müzelerinden biri olan Middelheim Parkı’na doğru yöneleceğiz. Burası aslında, içerisinde çeşitli sürreal heykellerin olduğu bir müze, ancak giriş ücretsiz. MAS müzesinden çıktıktan sonra Van Schoonbekeplein adlı duraktan 17 numaralı otobüse biniyoruz ve yaklaşık 25 dakika sonra Beukenlaan – Dikke Mee adlı durakta iniyoruz. Ardından yolu takip ederek yaklaşık 500 metre yürüyoruz. Yolda yürürken sağ tarafta yer alacak olan Kasteel den Brandt çeşitli seminerlerin ve organizasyonların düzenlendiği bir yapı. Bizi dışı ilgilendiriyor ve bahçesini şöyle bir gezip yolumuza devam ediyoruz.

Middelheim Parkı tabelalarını takip ederek parkın girişine sonunda ulaşıyoruz. Park, büyükçe bir park ve çeşitli noktalarına serpiştirilmiş değişik heykeller ziyaretçilerin olduğu kadar bizim de ilgimizi çekiyor. Parktaki eserler dünyanın çeşitli yerlerindeki sanatçılar tarafından yapılmışlar. Burası şehrin kalabalığından uzaklaşmak için de bir dinlenme noktası. Bol oksijenli havasında spor yapanları görmek de mümkün.

Parkı gezdikten sonra Central Station’a dönmek için otobüsten indiğimiz yere hareket etmemiz gerekiyor. Otobüs durağına giderken bu sefer yolu değil Nachtegalenpark‘ın harika orman yolunu kullanıyoruz. Yemyeşil ağaçlar arasında uzun bir yol burası. Sonbaharda da bir o kadar büyükleyici oluyordur diye tahmin ediyorum.

Geldiğimiz yoldan aynı otobüs numarasıyla geri dönüyor ve istasyonun durağında iniyoruz. Bizim Antwerp ziyaretimizde Central Station’un hemen önündeki meydanda, hayvanat bahçesinin yakınında bir dönme dolap vardı. Kişi başı 8€ ve dönme dolabın en üst noktası yerden 55 metre yükseklikte. Bu noktada istasyon binasının üzerini görebiliyorsunuz. Dönme dolap tatmin edici düzeyde birkaç tur atıyor.

Antwerp, moda ve elmas konusunda da önplanda. Çevresinde elmas madeni bulunmadığı halde elmas ticaretinin hat safhada olduğu bir yer. Şehir merkezinde bir Elmas Müzesi de yer alıyor. Aynı şekilde şehrin yakın geçmişine ilişkin kıyafetlerin sergilendiği Moda Müzesi de şehrin merkezine yakın bir yerde. İkisi de ilgimizi çekmediği için biz girmedik.

Antwerp nerede ve nasıl gidilir?

Antwerp, Belçika ya da Hollanda ziyaretinizde uğranabilecek ve bir günün yeterli olabileceği bir yer. Amsterdam‘dan şahsi aracınız ile 157km (2s), Brüksel‘den ise 54km (50dk)’da ulaşabiliyorsunuz. Ancak elbette trenle yolculuk yapıyorsanız çok daha kısa sürede ulaşmanız mümkün. Antwerp Central Station merkezi bir noktada bulunuyor ve Brüj, Gent, Brüksel ya da Amsterdam gibi merkezlerden buraya kolaylıkla tren bulunabiliyor. Tren istasyonu da Antwerp merkeze yakın olduğundan iyi bir tercih sebebi. Türkiye’den havayoluyla gitmek isterseniz önce Brüksel’e iniş yapmalı, ardından tren, otobüs ya da kiralık araç ile ulaşımı tamamlamalısınız.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilir, sorularınız varsa yorum kısmında sorabilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızı da bu makaleden haberdar edin. Teşekkürler!