II. Dünya Savaşı’nın tahrip edici ve yıkıcı etkisini yaşamamış olması Ortaçağ mimarisinin olduğu gibi günümüze gelebilmesinde çok büyük bir etken olmuş. Tabii konu Ortaçağ oldu mu zaman da durur, derdi stresi de unutursunuz.

Brugge ismi Flemenkçe’den geliyor. Türkçe’de Brüj olarak okunan kentin adını bazı kaynaklarda Fransızca olarak, yani Bruges olarak görebilirsiniz. Brugge’e gittiğinizde çikolata dükkanlarından, patates kızartması satıcılarına ve bira dükkanlarına, bunlara ek olarak dantel işlerine denk gelirsiniz. Korunmuş Ortaçağ’dan sonra Brugge denilince akla gelenler bunlar.

Brugge nerede ve nasıl gidilir?

Brugge’de havalimanı olmadığı için Türkiye’den Belçika’nın başkenti Brüksel’e gitmek en hızlı ulaşım İstanbul’dan yaklaşık 3 saat uzaklıktaki Brüksel Havalimanı‘ndan. Daha ucuz bir yol ararsanız Brüksel’e daha uzak olan (bizdeki Sabiha Gökçen Havalimanı gibi) Charleroi Havaliamı‘nı da kullanabilirsiniz. Pegasus gibi uygun fiyatlı uçuşları bu havalimanına bulabilirsiniz.

Charleroi’den ya da Brüksel’den Brugge’e otobüs ile ulaşım:

Brugge’a havalimanından City Shuttle ile ulaşmak da mümkün. Bizdeki Havabüs mantığı ama bunlar euro bazında olunca çok daha pahalıya geliyor. flibco.com’dan sefer saatlerini ve ücretlerini öğrenebilirsiniz.

Charleroi’den ya da Brüksel’den Brugge’e araç kiralayarak ulaşım:

Kısa süreli seyahat imkanınız varsa araçla ulaşım ücreti, otobüs veya trenden daha ucuza da gelebilir. Fiyatları karşılaştırıp duruaö göre hareket etmek gerekiyor. Araç ile ulaşmak isterseniz planınıza 110km’lik yolu da eklemeniz gerekiyor.

Charleroi’den ya da Brüksel’den Brugge’e tren veya metro ile ulaşım:

Havalimanlarından otobüslerle ana tren istasyonlarına geçip Brugge’e tren ile ulaşım da mümkün. Yaklaşık 1 – 1,5 saat süren tren yolculukları da tercih edebileceğiniz ulaşım seçenekleri arasında.

Brugge’de bir tam günümüz var ve hem bunu en iyi şekilde değerlendirmek, hem de Brugge’ün tadını almak için elimizden geleni yapacağız. Gezimize Minnewater Parkı’ndan başlayıp, akşam vakti Koningin Astridpark’ta bitiriyoruz. Aşağıdaki haritada genel hatlarıyla gezeceğimiz yerleri görebilirsiniz.

Minnewaterpark

Minnewaterpark, Brugge gezisine temiz bir başlangıç noktası. Burası Minnewater nehrinin yanında kendi halinde bir park. Parkın içinde ise kiliseye benzer bir yapı var, her ne kadar bir kilise gibi duruyorsa ıksa da orası bir restoran olarak işletiliyor. Brugge Station adındaki tren istasyonunun arkasında bulunan bu park, ismini yanından geçen nehirden alıyor. Minnewater, Aşk Gölü olarak da adlandırılıyor, çünkü buranın bir efsanesi var. Komşu kabilenin savaşçısı Stromberg’e aşık olan Minna adındaki genç kız, babası tarafından başka biriyle evlendirilmek istenir. Bunun üzerine Minna ormana kaçar ve çok yorulan kız Stromberg tarafından bulunduğu sırada adamın kollarında ölür. Göl, Minna adını alır ve gölün köprüsü, sevginin ve aşkın köprüsü sayılır.

Bruges kanallarında bulunan köprüler fotoğraf çekmek için en ideal noktalar arasında. Çünkü köprülerin bulunduğu göller ya da nehirler, şehrin ambleminde de yer alan kuğulara ev sahipliği yapıyor. Şehrin sembolü olan kuğular, tarihi evlerin arasında mükemmel görüntüler ortaya çıkarıyor. Demedi demeyin.

Basitlik Üzerine Kurulu Yaşama Sahip Rahibelerin Beyaz Evleri Begijnhof

Minnewaterpark’ı dolaşırken karşısındaki muhteşem yapıları da dolaşmayı ihmal etmeyin. Herbiri birbirinden güzel mimari yapılar arasında dolaşmak bize çok farklı heyecanlar kattı. Ardından Begijnhof‘a, daha yerli tanımıyla Beguinage‘e gidiyoruz. Burası beyaz evleriyle şehrin en sakin yeri. 13. yüzyılda kurulan bu tür bölgelere Fransa, İngiltere ve Hollanda’da da aynı isimde rastlanıyor. Tamamen basitlik üzerine kurulu bir yaşama sahip olan Beguinage adındaki rahibeler, yarı manastırlık hayatlarını burada yaşar, yeminli olmadıkları için de istedikleri zaman toplumdan ayrılırlardı. Son Beguinage, 1927 yılında ayrılmış ve günümüzde Aziz Benedikt Emri’nin kızkardeşleri yaşıyormuş burada. Avluyu ücretsiz gezebiliyoruz.

Horse Head Drinking Fountain

Minnewaterpark’tan Horse Head Drinking Fountain‘a doğru giderken sol tarafınızda yine harika bir manzara ile karşılaşırsınız. Ortadaki küçük ada parçacığında onlarca kuğu ve tam karşıda, yine manzarayı kuvvetli kılan tarihi köprü ve evleri görürsünüz. Brugge gerçekten iyi bir başlangıç yaptı.

Ortaçağ dönemini en iyi yansıtan yerlerden biri olan Bruges’de atların da önemi büyük. Horse Head Drinking Fountain adındaki çeşmedeki at kafaları bunu ifade ediyor. Bu bölge faytonla at turlarının başladığı noktaların birine çok yakın. Bu çeşme de, yasal olarak düzenli beslenmesi gereken atların su kovalarını doldurmak için kullanılıyor. Atlara bakınca ne kadar iyi beslendiklerini, bakıldıklarını bariz bir şekilde görebiliyorsunuz.

Avrupa’nın Tarihi Hastanesi St. John’s Hospital

Şimdi nehir kenarında harika bir yapıya gideceğiz. Ama burası 11. yüzyılda inşa edilmiş bir hastane müzesi. Ameliyat malzemeleri, tıbbi kitaplar, eczacılık malzmeleri sergileniyor hep. Eskiden şifa merkeziymiş Aziz John Hastanesi, hastalıklar burada kontrol edilir, ameliyat gerekiyorsa burada gerçekleştirilirmiş. Tıbbi tarihe merak duyuyorsanız girebilirsiniz, ancak giriş ücreti biraz pahalı, 9€.

Church of Our Lady

Hastaneden çıkıyoruz ve karşısındaki Church of Our Lady kilisesine giriyoruz. Michelangelo’yu hepimiz biliriz, eserlerini de az çok duymuşluğumuz vardır. Eğer sanat tarihi ile ilgileniyorsanız Michelangelo’nun Madonna ve Çocuk adlı heykelini  nerede olsa tanırsınız. İşte Church of Our Lady kilisesi Madonna ve Çocuk heykeline ev sahipliği yapıyor. Michelangelo’nun İtalya dışındaki tek eseri olduğu söylenen bu heykeli görmek heyecan verici.

Brugge Arkeoloji Müzesi

Archeologiemuseum

Kentin tarihini keşfetmek için ziyarete açılan arkeoloji müzelerinden biri de Brugge’de yer alıyor. The Church of Our Lady’nin tam karşısında yer alan Brugge Arkeoloji Müzesi, bildiğimiz klasik arkeoloji müzelerinden biraz farklı kurulmuş. Daha çok çocuklara hitap eder bir havası var. Giriş ücreti 4€.

Gruuthusemuseum

Guido Gezelleplein ve Gruuthusestraat üzerinden devam ediyoruz. Sol tarafta Bruges doğumlu şair ve yazar Guido Gezelle‘nin heykeli bulunuyor. Yolun devamında ise Gruuthusemuseum var, ancak restorasyonda olduğu için giremiyoruz. 2014 yılında başlanan restorasyonun 2017 yılının sonuna doğru biteceği düşünülüyor. The Church of Our Lady’nin arkasında yer alan Gruuthuse Evi ve Müzesi, Ortaçağ kentinin en zengin ailelerinden birine aitti. İçinde büyük resim koleksiyonları, halılar, mobilyalar, gümüş eşyalar, silahlar, seramik ve müzik aletleri gibi şeyler sergileniyormuş. Arpa ve buğday anlamına gelen Gruut ismi, zenginliğin sebebini açıklıyor. Zamanında ticaretin önde gelen isimlerinden olmuşlar demek ki.

Arentshuis

Başta ressam ve grafik sanatçısı Frank Brangwyn olmak üzere çeşitli sanatçılarının eserlerinin sergilendiği Arentshuis ise 17. yüzyıl evinde yer bulmuş kendine. Üst kat tamamen Frank Brangwyn’in eserlerine ayrılmış, diğer katlar ise geçici sergilere ev sahipliği yapıyor.

Arentshuis’in arkasından yolumuza devam ediyoruz. Sıradışı heykellerin olduğu bir parktan geçiyoruz. Parkın adı Vier Ruiters Van De Apocalyps. Hıristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan Mahşerin Dört Atlısı bunlar.

Groeningemuseum

Brugge Müzesi olarak da bilinen Groeningemuseum, Ortaçağ binasına kurulmuş bir sanat galerisi. Aralarında Mystic Lamb’ın sahibi Jan van Eyck, Gerard David, Adriaen Isenbrandt, St. Johns Hospital’dan tanıdığımız Hans Memling gibi Belçikalı ressamların eserlerinin bulunduğu müze, Rönesans’tan Barok’a kadar geniş bir yelpazeye sahip. Ağırlıklı olarak tabloların sergilendiği bu müzenin, sanat ve tarihseverler tarafından beğenileceğinden eminim.

Brugge Belfry Saat Kulesi

Wollestraat üzerinden Markt adındaki meydana doğru giderken sol tarafta uzunca bir yapı görürsünüz. Belfry da Brugge’un saat ve gözetleme kulesidir. Brugge’un 83 metre uzunluğundaki saat kulesine girmeye geldi sıra. Kulenin tepesine kadar çıkıyoruz. Ama tepeye çıkmak biraz yorucu. Brugge’ün panoramik manzarasını izlemek için buna değer. Bazı kulelerde olmuyor ama bu kulenin bazı katlarında çeşitli sergi salonları var, buralara girerek dinlenebiliyorsunuz.

Brugge'ün Ana Meydanı Markt

Brugge Belfry’ın gölgesinde kalan Markt ise şehrin ana meydanı. Tarihi boyunca festivallere, fuarlara, turnuvalara, ayaklanma ve infaz sahnelerine şahit olmuş dolu bir yer Markt Meydanı. Bugün ise popüler bir buluşma noktası. Restoranlarla çevrili bu tarihi alan, yürüyüş turlarının başlangıç ve bitiş noktası aynı zamanda. Yayalar ve bisikletlilerle dolu meydan, Ortaçağ evleri arasında bir gezi sağlayan at arabalarının da durak noktası.

Markt çevresinde yer alan müzelerden biri Historium. Ortaçağ Brugge’üne yolculuk yapacağınız interaktif bir sunum ve ek olarak VR gözlüklerle çevrenize de bakabileceğiniz bir zaman yolculuğu sunuyor. İkisinin toplam fiyatı 17€. Belediye binasının diğer yanında ise Bruges Bira Müzesi (Bruges Beer Museum) bulunuyor. Bira tarihi hakkında bilgiler edinme, bira yapımı deneyimi ve Markt’a karşı bira içme keyfi gibi imkanlarınız var. Biraseverseniz 9€’yu gözden çıkarın. 15cl’e kadar 3 farklı tat deneyimi ile birlikte 15€ ediyor.

Bira müzesnin yanındaki sokaktan girin ve sokağın sonuna kadar yürüyün. Yolun sonu Brugge’ün en işlek ikinci meydanı olan Burg Meydanı‘na götürür sizi. Brugge’ün bulunduğu alanda ilk yerleşim yeri burasıymış. Hatta burada bölgeyi savunmak için bir kale bile varmış da yerinde yeller esiyor. Bölgenin en eski binalarını ve içindeki müzeleri ayrıca ele aldık, aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz.

Burg Meydanı’ndan sonra romantik Ortaçağ şehri Brugge’ü bir de kanallar aracılığıyla gezelim. Brugge, Benelux bölgesinde Kuzey’in Venedik’i olarak adlandırılan şehirler arasında. Bot turları ile keşif yapmak farklı bir dünya. Turlar yaklaşık yarım saat sürüyor ve Brugge’de bot turlarının bedeli 8€. Detaylı bilgi için Brugge Bot Turları sayfasını ziyaret edin.

Gezellemuseum

Brugge gezisi esnasında Guido Gezelle adında bir şairin heykelini görmüştük. Şimdi bu şairin evini görmeye gidiyoruz. Gezellemuseum, tekne turlarının başladığı noktadan 1,3km ileride. Yaklaşık 16 dakika boyunca hızlı bir tempoda yürümemiz gerekiyor, çünkü müzenin kapanış saati yaklaşıyor. Guido Gezelle 1830 – 1899 yılları arasında yaşamış edebi bir kişilik. Özellikle Flaman bölgesinde bilinen şairin doğduğu ev günümüze kadar korunmuş ve ziyarete açılmış. Gezelle, yaşadığı süre boyunca birçok eser yazmış. Bu eserlerin çoğunu, çalışma masası gibi şahsi eşyaları ile birlikte müzede görebiliyorsunuz. Müzenin organik sebze bahçesi de görülmeye değer. Brugges’ün zenginliğinden uzak, işçi sınıfı bir semtte bulunan ve 16. yüzyıldan kalma ev Pazartesi hariç haftanın hergünü 09:30 – 12:30, 13:30 – 1700 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Giriş ücreti 4€.

Brugge'ün Yel Değirmenleri

Sint-Janshuismolen

Şimdi gelin biraz dinlenme bölgesine geçelim. Müzenin hemen arkasında, nehir kıyısında yemyeşil bir alan var. Çevresinde iki küçük tepe ve tepelerin ucunda da yel değirmenleri bulunuyor. Bu yel değirmenlerinin sayısı eskiden daha fazlaymış, ama günümüzde sadece 4 tane kalmış buralarda. Müzeye yakın olanın ismi Sint-Janshuismolen. Bu değirmen 18. yüzyılda inşa edilmiş ve hala aynı yerinde, un öğütücü olarak kullanılıyor. Diğer tepedekinin ismi Koeleweimolen, aynı yüzyılda yapılmış ancak 1996 yılında Dampoort’a taşınmış. Çalışma saatleri içinde Sint-Janshuismolen’ın içine de girebiliyorsunuz. Gün boyu Brugge’ü gezdikten sonra yeşil bir alan bulmamız iyi oldu. Uzandık, keyif yaptık. Tavsiye ederiz.

Şehrin Kapılarından Kruispoort

Brugge, surlarla ve kalın duvarlarla çevrili olduğu 14. yüzyılda geçişler, nehir kenarındaki büyük ve sağlam kapılardan sağlanırdı. 18. yüzyılda duvarların yıkılmasıyla birlikte günümüze sekiz Brugge giriş kapısından dördü gelebilmiş. Yel değirmenlerini geçtikten sonra Langestraat üzerinde görürsünüz Kruispoort’u.

Conzett Brug

Nehir kenarından devam ederek başka bir seyir noktasına gidiyoruz. Yanındaki seyir noktasındaki bankta oturup biraz kafa dinleyebilirsiniz. Conzett Burg adında bir köprü de var yanında. Köprü yayalara hizmet veren bir köprü, ama köprünün şöyle bir özelliği var. Tekne geçişleri sırasında yayalar için olan yol, teknelerin geçebilmesi için yukarıya kadar çıkabiliyor, böylece teknelere yol açılıyor. Karşıya geçmek isteyen yaya ya da bisikletliler de tekne geçişleri boyunca bekliyor ve yayalar için olan yol eski yerine indikten sonra yaya geçişi sağlanıyor.

Gentpoort

Köprüden geçerek 240 metre ilerideki Ortaçağ’dan günümüze kalan Gent’in dört girişinden Gentpoort adındaki kapıyı görüyoruz şimdi de. Yapının içinde bir müze de bulunuyor. Çeşitli silahların sergilendiği müzede, interaktif ekranlar aracılığıyla Brugge tarihi, surları ve kapıları ile ilgili bilgiler veriliyor. Surların nasıl geliştiğini ve savaş tarihinde ne derecede önemli olduklarını, kapıların mal kontrolleri sırasında ne kadar etkili olduğunu öğrenmek mümkün. Müze, saat 17:00’ye kadar 4€ karşılığında ziyaret edilebiliyor.

Brugge'ün En Büyük Parkı Koningin Astridpark

Brugge’de özellikle Old Town sınırlarında otorup dinlenebileceğiniz geniş parklara çok nadir rastlarsınız. Havanın da yavaş yavaş kararmaya yüz tuttuğu vakitlerde olmanın getirdiği acelesiz tavır ve rahatlıkla kendimizi şehrin en büyük parkı Koningin Astridpark’a atıyoruz. Astridpark, büyük bir alana kurulmuş, merkezin kalabalığından uzak, yeşillerle ve göllerle donatılmış dinlendirici, huzurlu bir park. Eskiden burada bir manastır varmıi ve bu yeşil alan manastırın bahçesiymiş. 18. yüzyılda manastır yıkılınca halk tarafından serinlemek ve güzel vakit geçirmen için kullanabileceği sosyal bir alan haline gelmiş.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilir, sorularınız varsa yorum kısmında sorabilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızı da bu makaleden haberdar edin. Teşekkürler!