Gent, Belçika gezimizin ikinci durağı. Antwerp‘ten akşam vakti yola çıkıyoruz ve saat 22:00’de Gent’teki otelimizde oluyoruz. Gündüz gelirseniz diye istasyon hakkında kısa bir bilgi vereyim. Gent’in ana tren istasyonu Gent-Sint-Pieters. Tren istasyonunun’dan Gent Van Monckhovenstraat durağına ulaşım için 1 numaralı şehir merkezine giden trama da binebilirsiniz, yarım saatlik bir yürüyüş de yapabilirsiniz.

Otele vardıktan sonra eşyalarımızı bırakıyoruz ve küçük bir şehir turu yapıyoruz. Ertesi gün akşamı Brugge’e doğru yol alacağımız için Gent’i akşam görmesine çıkıyoruz. Gent’in gecesi de gündüzü de canlı. Günün her saati rahatça gezebiliyorsunuz burada.

Castle of Gerald the Devil

Geeraard de Duivelsteen

Gezi rotamızın başlangıç noktasında ilk olarak Castle of Gerald the Devil bulunuyor. Burası aslında bir kale, şehri ve limanı korumak için 13. yüzyılda inşa edilmiş. İsmini Geeraard Vilain adındaki bir şovalyeden alan kale, aynı kişinin lakabı olan Devil olarak anılıyor. İnşa edildikten sonra kale birçok amaç için kullanılmış. Manastır da olmuş, okul da, hapshane de. Kale sadece dışarıdan izlenebiliyor. Su kenarında olması güzel görüntülerin çıkmasını sağlıyor.

Mytic Lamb'ın Yaratıcıları Van Eyck Brothers

Limburgstraat üzerinden devam ettiğimizde sağ tarafta bir anıt görürüz. Anıtta, Hubert ve Jan van Eyck adında iki erkek kardeş var. Bunun için anıtın ismi Van Eyck Brothers. Bu iki kardeş zamanında bir Mystic Lamb adında bir resim çizmiş. Resim şu an hemen arkalarındaki St. Bavo’s Cathedral’de bulunuyor. 1913 yılında gerçekleştirilen dünya fuarı adı altındaki bir etkinlik için yapılan heykellerden biri de bu olmuş.

Anıtı geçince kocaman bir meydan karşılar sizi. Aziz Bavo Meydanı, 3 büyüklerin rol aldığı önemli bir meydan. Bir tarafında Gent’in en görkemli yapısı St. Bavo Katedrali, ortada kültürel zenginliğin ifadesi tiyatro binası ve diğer tarafta şehrin sembolü Belfry çan kulesi.

St. Bavo Katedrali

Sint-Baafskathedraal

10. yüzyılda ahşap bir şekilde kendisini gösteren yapı, yüzyıllar boyunca dönemin en iyi gotik yapılarından biri haline gelmiş. Günümüzde restorasyon aşamasında ve 2018 yılına kadar süreceği düşünülüyor. Katedral, aralarında Peter Paul Rubens‘in de bulunduğu birçok saygın ressamın eserlerine ev sahipliği yapıyor. Ancak aralarındaki en önemli eser Van Eyck Brothers‘ın yaptığı The Adoration of the Mystic Lamb (Ghent Altarpiece) adlı eser. Katedrale ücretsiz giriş yapabilirsiniz, ancak bu eseri görmek için 4€’yu gözden çıkarmalısınız.

St. Bavo Meydanı’nın diğer önemli yapısı ise Gent Belfry‘dır. 91 metre yüksekliğindeki Belfry, Gent’in en uzun yapısıdır. Günümüze kadar savunma kulesi olarak da kullanılmış, saat kulesi olarak da. Kuleye 8€ karşılığında çıkmanız mümkün, ama hemen çıkmayın. Birazdan Gent şehrinin Müzekart’ını edineceğiz, sonrasında çıkış ücretsiz olacak.

Belfry’dan St. Nicholas Kilisesi’ne doğru hareket edeceğiz, ama sağ tarafta garip bir mimari yapı dikkatimizi çekiyor. 2012 yılında inşa edilen bu sıradışı bina, Market Hall denilen alanda yer alıyor. Modern görünmesine rağmen şehrin silüetini etkilemiyor. Binanın neredeyse tamamı ahşap kaplanmış ve çevredeki binalara göre daha saygın bir yapısı var.

St. Nicholas ve St. Micheal Kiliseleri

Sint-Michielsbrug

Şehrin üç uzun kulesinden birine sahip olan ve 13. yüzyılda inşa edilen St. Nicholas Kilisesi, özellikle dış mimarisi için görülmeye değer yapılar arasındadır. İç tarafı standart bir kilise görünümünde, ama dışını gerçekten es geçmeyin. Aynı şekilde biraz ilerideki nehrin yanındaki benzer nitelikteki St. Micheal Kilisesi de dış mimari açısından görülmeye değer yapılar arasında.

St. Micheal Kilisesi önündeki köprü ise şehrin önemli yapılarını bir arada görebileceğiniz ender yerlerden. Leie Nehri’nin üzerinde ye alan Sint-Michielbrug adlı köprünün her tarafı güzel fotoğraflar verir.

Şehrin Popüler Meydanı Korenmarkt

Köprüyü de gördükten sonra şehrin Korenmarkt adındaki meydanına gidiyoruz. Burası St. Nicholas Kilisesi ile Leie Nehri arasında kalan bir yer. Korenmarkt, Buğday marketi anlamına geliyor. İsmi 10. yüzyıl dolaylarındaki tahıl ticaretinden almış. Pizza ve hamburger gibi fastfood zincirleri ile restoranların bulunduğu, sokak sanatçılarının yeteneklerini sergilediği, hediyelik eşya satan dükkanların, tarihi evlerin yer aldığı bu meydan şehrin en turistik, en popüler noktalarından biri. Meydan büyük olduğu için festivaller, etkinlikler genelde bu meydanda yapılır.

Ardından Korenmarkt boyunca devam ediyoruz ve diğer köprüye geliyoruz. Gent merkezinde her yer birbirine o kadar yakın ki, çok seviyorum böyle yerleri. Her yeri hem yürüyerek rahatlıkla gezebiliyoruz. Gent’in en keyifli yerleri şüphesiz Leie Nehri’nin aktığı yerler. Bazı binalar nehrin birkaç metre uzağındayken bazıları ise nehrin içinden çıkıyormuş gibi bir görüntü veriyor. Buradaki köprüde de harika fotoğraflar çekebilirsiniz.

Buralar her zaman canlı yerler. Gent, üniversitesi olan bir şehir ve üniversitesi olan küçük şehirlerde hareket eksik olmuyor. Kenti ikiye ayıran Leie Nehri’nin iki kıyısının da bir ismi var, Graslei ve Korenlei. Gent, Ortaçağ’da bir liman kentiydi. Bu iki kıyı da limanın birer parçası. Günümüzde turistik amaçlara hizmet ediyor. Buralar tekne turlarının başlangıç noktası, halkın buluşma noktası. Kıyıları birbirine bağlayan köprüler şehrin en güzel panoramik fotoğraflarını çekebileceğiniz noktalar arasında. Bu körpüyü geçtikten sonra sol köşede büyük bir kale görürsünüz. Bu kaleye giriş ücretli. Ama önce kafelerin arkasında yer alan turistik information’dan Gent City Card’ımızı alalım.

Castle of the Counts

Kartımızı aldığımıza göre istediğimiz müzeye gönül rahatlığıyla girebiliriz. Kartımızı önce karşıdaki Castle of the Counts‘ta değerlendirelim. Kalenin normal girişi 10€ değerinde. Kale, aslında adaletsizliğin simgesi olarak duruyor günümüzde. Önceleri malikane olarak kullanılan kale, suçluların tutulduğu ve idam edildiği bir yer halini almış. Gravensteen‘in odalarında işkence aletlerini görebilirsiniz. İçeride bir de döneminde kullanılan silahların sergilendiği bir silah müzesi de bulunuyor.

Kaleden çıkınca Jan Breydelstraat üzerinden yaklaşık 5 dakika uzaklıktaki Gent Tasarım Müzesi‘ne doğru hareket ediyoruz. Gent Tasarım Müzesi, içinde birçok sıradışı tasarıma sahip objelerin sergilendiği bir müze. Sıradışı bisikletler, koltuklar ve onlarca eşya değişik yapılarıyla ziyaretçilerin ilgsini çekmeyi başarıyor. Tasarıma veya endüsriyel objelere karşı ilginiz varsa ziyaret edebilirsiniz.

The House of Alijn

Huis van Alijn

Yaklaşık 400 metre (5dk) yürüyüş mesafesinde tarihi bir ev bulunuyor. Alijn Evi, 20. yüzyılın günlük yaşamını ve günümüze olan evrimini iyi bir şekilde anlatan bir müze. Odaların herbiri kendi atmosferini yaratmış. Tarihi bizzat odalarda yaşıyorsunuz. Zamanın ruhunu yaşayabileceğiniz evlerden biri olan Alijn Evi’nde kendi döneminde kullanılmış sıradan eşyalara rastlayabilirsiniz. Nehir kenarında güzel bir yapı olan The House of Alijn‘in iç avlusunda bulunan piknik masalarına oturarak ortamın tadına varmak lazım. The House of Alijn normalde 6€, CityGent Card varsa ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

Gent Tarihine İlişkin Gent Şehir Müzesi Stadsmuseum Gent

Sonraki durağımız Gent şehrinin tarihini öğrenmek için gideceğimiz Gent Şehir Müzesi. Orijinal adı Stadsmusem Gent ve STAM olarak kısaltılıyor. Gent’e dair her şeyi bulabileceğiniz müzeye ulaşmak için Gravensteen önünden 1 numaralı trame binmelisiniz. Yaklaşık 20 dakika sonra Gent Veergrep adlı durakta inip biraz yürümeniz gerekiyor.

Stadsmuseum’dan 15 dakikalık bir yürüyüşle SMAK kısaltması olan Gent Modern Sanatlar ve Gent Güzel Sanatlar müzelerinin olduğu Citadel Park‘a doğru gidiyoruz. Sanatın yoğun olarak sergilendiği iki müze bir arada ve bunun yanısıra beton şehirden ayrışmış büyükçe bir park, hem de içinde küçük göletlerin olduğu. Sanata ilginiz varsa bu iki müze de hoşunuza gidecektir.

Big Cannon

Dulle Griet

House of Align adlı müzenin tam karşısında 12,500 kg ağırlığında, yaklaşık 5 metre uzunluğunda Ortaçağ’dan kalma bir top duruyor. Pembe rengi ve büyüklüğünden dolayı Dulle Griet (Kadın Şeytan) ismini vermişler. İçine bira şişeleri atılmasın, sarhoşlar yatmasnı diye de ağzını kalıcı olarak kapatmışlar. Old Town’a yakın, ama görünen bir kısımda olmadığı için özellikle görmeye gitmiyorsanız gözünüzden kaçacaktır.

Vrijdagmarkt

Vrijdagmarkt ise otel öncesi son durağımız. Burası Gent şehrinin en eski ve en büyük meydanlarından biri. Vrijdagmarkt, Friday Market anlamına geliyor. Barlarla ve restoranlarla çevrili olan meydan, her Cuma sabahı tezgahlarla dolar. Meydanın ortasında Gent’in bilgelerinden Jacob van Artevelde’nin heykeli vardır.

Gent’e ayırdığımız birkaç saatte şuna karar verdik ki, Gent’i gezmek için en ideal süre 1 gün. 1 günde Gent’i baştan aşağıya gezmeniz mümkün. Çünkü çok küçük bir yer. Gezi esnasında aynı yerden birkaç defa bile geçtiğimiz oluyor. Gent hakkında daha fazla bilgi için Geht Hakkında Bilmeniz Gerekenler yazımızı inceleyin.

Gent gezisi kaça mal oldu?

Gent şehir merkezinde 1 günde yaptığımız harcama, 2 günlük CityCard Gent satın almak oldu. Onun fiyatı da 30€ x 2 = 60€. Ama müze merakınız yoksa bu şehri ücretsiz de gezmeniz mümkün. Gent sokakları, kaleler, Leie Nehri ve ücretsiz ziyaret edilebilecek tarihi anıtlar da keyif almanızı sağlar mutlaka. Sadece şehir merkezinden uzaktaki bazı noktalara ulaşmak için toplu taşıma kullanmanız gerekebilir.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bizi ve gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızın da bu makaleden haberdar olmasını sağlayarak bize destek olun. Teşekkürler!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir