Hafta sonumuzu değerlendirmek üzere tercih ettiğimiz Bulgaristan’da ilk gün Sofya’ya geçtik, ertesi gün ise Plovdiv’i gezmeyi amaçladık. Plovdiv, Türkiye’ye Sofya’dan daha doğuda, mesafe olarak iki saat daha yakın. Plovdiv (Filibe) bölgesinde gezilecek yerler listesinde çok fazla yer olmadığından bir günde gezilebilecek bir yer.

Plovdiv’e nasıl gidilir?

Plovdiv Kapıkule Sınır Kapısı’na 155km, bu da demek oluyor ki şahsi aracınızla gitmeniz mümkün. Aracınız yoksa ya da bunu tercih etmiyorsanız otobüs ile gitme imkanınız da var. Birçok otobüs firması 70TL civarlarında bir otobüs bileti ile sizi Plovdiv’e götürüyor. Otobüs yolcuğu ile İstanbul’dan 6 saatte Plovdiv’e ulaşmanız mümkün.

Plovdiv’de kaç gün kalınmalı?

Plovdiv çok küçük bir yer. Plovdiv’i gezmek için bir tam gün yeterli. Bu sürede gezilebilecek tüm yerleri gezmeniz ve Plovdiv’in tadını çıkarmanız mümkün.

Plovdiv’de ulaşım nasıl?

Plovdiv çok küçük bir yer ve toplu taşıma ulaşım araçlarını kullanmanıza ihtiyacınız olmuyor. Her yer birbirine yakın ve yürüyerek gezilebiliyor.

Sofya Plovdiv arası kaç kilometre?

Bulgaristan’ın başkenti Sofya ile Plovdiv arasında 145km’lik bir mesafe var. Bu da şahsi aracınızla yaklaşık 1 saat 40 dakikaya denk düşüyor. Önce Sofya’yi gezip ardından Plovdiv’e geçebilirsiniz.

Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri olan Plovdiv, Osmanlı’nın etkisi altındayken Filibe olarak anılıyormuş. Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı’nın geri çekilmesiyle kent Plovdiv olarak anılmaya başlanmış. Ancak ilk ismi olan Philippopolis, Büyük İskender’in babası olan Mekadon Kralı’nın bu bölgeyi ele geçirerek kendi ismini vermesiyle ortaya çıkmış.

Plovdiv, doğru rota uygulandığında bir günde gezilebilecek bir yer. Sofya gezisi akşamında geldiğimiz Plovdiv’de Nebet Tepe‘ye yakın bir noktada konakladığımız için Filibe seyahatimizde gezilecek yerler listemizin ilk durağı Nebet Tepe.

Nebet Tepe

Nebet Tepe, diğer bir ismiyle Nöbet Tepe, Plovdiv manzarasını panoramik olarak izleyebileceğiniz bir tepe. Avrupa’nın Kültür Başkenti seçilecek kadar güzelliğe sahip Filipe’de İstanbul gibi 7 tepeye sahip. Saat Tepe, Taksim Tepe, Bunarcık Tepe, Makro Tepe, Cehennem Tepe, Cambaz Tepe ve şu an çıktığımız tepe Nöbet Tepe. Nebet Tepe üzerinde pek bir şey yok. Fakat tepeye çıktığınız zaman Plovdiv’i panoramik olarak izleyebiliyorsunuz. Bu tepeden, Plovdiv’de gezeceğimiz birçok yeri ve saat kulesi ile Alyosha Anıtı’nın bulunduğu tepe başta olmak üzere birçok tepeyi görebilirsiniz. Nöbet Tepe çevredeki düzlüklere karşı bir gözlem alanı olarak kullanılıyormuş. Özellikle Meriç Nehri bu tepe sayesinde kontrol altında tutuluyormuş.

Nöbettepe’ye doğru ilerlerken karşınıza çıkan cumbalı evler dikkatimizi çekiyor. Bu evlerin arasında yürürken kendinizi Safranbolu‘daymış gibi hissedebilirsiniz. Rengarenk yapılar arasında kalan arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşmak zor. Plovdiv’e gidiyorsanız yanınızda mutlaka spor ayakkabı bulundurun. Aksi durumda o taşlarda yürümek ayağınızı ağrıtabilir.

Nöbet Tepe’ye çıkmadan hemen önce sol tarafta göreceğiniz bir Orta Çağ su tankı da ilginizi çekebilir. 14. yüzyılda inşa edilen su tankının kapasitesi ise 300 bin litre.

Etnografya Müzesi

Plovdiv’i gezmek Plovdiv’in eski şehrini gezmek demek. Büyük taşlarla döşenen arnavut kaldırımları, tarih sayfalarından çıkmış rengârenk evler arasında dolaşıyoruz. Neredeyse burada bulunan tüm evler restore edilerek farklı amaçlarla kullanılmış. Kimisi sanat galerisi olmuş, kimisi restoran, otel olarak kullanılanlar da var, bar olarak da. Bu evlerden bazıları da müzeye çevrilmiş Plovdiv’de. Bunlardan biri 1847 yılında inşa edilmiş olan 12 odalı bir ev.

Argos Kuyumdjioğlu’na ait olan ev 1917 yılından beri Plovdiv Etnografya Müzesi olarak kullanılan yapının büyük bir avlusu var. İçeri girdiğinizde ise simetrik düzenlenmiş odalar, dekoratif ahşap eşyalar, süslü tavanlar dikkatimizi çeken öğelerden. Müzede sergilenen eserler arasında bakır tenceler gibi eski mutfak eşyaları, eskiden kullanılan tarım araçları, kılık kıyafet ve çeşitli kostümler, mobilyalar bulunuyor. Bir etnografya müzesine yakışır nitelikte olan müze mutlaka ziyaret edilmeli.

Hisar Kapısı

Etnografya Müzesi’nden çıkınca, karşıdaki köşede bir Tourist Information Office bulunuyor. Eğer haritaya ihtiyacınız varsa buradan temin edebilirsiniz. Müze binasının kenarında bir geçit bulunuyor. Hisar Kapısı (Hisar Stone Gate) adındaki yapı uzunca bir süre kale kapısı olarak kullanılmış. Yanındaki yüksek duvarlar, kalenin sur duvarları. Günümüzde surların üzerine evler yapıldığını görüyoruz. Hatta aradaki sokakta 3. yüzyılda yapılmış bir savunma kulesinin kalıntılarını görebilirsiniz.

Hisar Kapısı’nın yanındaki müzede ise Plovdiv tarihine ilişkin objeler sergileniyor. Ağırlıklı olarak silah, giysi ve fotoğrafların sergilendiği müze Pazar günleri kapalı. Ancak çok güzel bir renk tonuna sahip olduğundan seveceğiniz güzel fotoğraflar çekilesi. Tıpkı Plovdiv’in birçok evinde olduğu gibi.

Balabanov Evi Müzesi

Etnografya Müzesi’nin karşısındaki sokaktan aşağı doğru indiğinizde 3 sokağın birleştiği ev Balabanov Evi Müzesi‘dir. Müzeye dönüştürülen birçok ev arasında Plovdiv’in simgesi halie gelmiştir. 19. yüzyılın başlarında Plovdiv doğumlu zengin bir tüccar tarafından inşa edilen yapı, 20. yüzyılın başlarında Balabanov ailesi tarafından satın alınmıştır. Günümüzde Bulgaristan’a ait resim ve tabloların sergilendiği bir sanat galerisi görevini görüyor.

Stepan Hindillian Evi Müzesi

Balabanov Evi’nin birkaç sokak aşağısında bulunan Stepan Hindillian Evi Müzesi, eve adını veren zengin bir tüccar tarafından inşa edilmiş. Müze, dönemin evlerinin nasıl olduğunu iyi bir şekilde ziyaretçilere gösteriyor. Evde günümüzde kullanılan hamam tarzında bir banyosu mutlaka görülmeli, bu banyoda sıcak soğuk su tesisatı bile mevcut. Döşemeleri, tavan süslemeleri ve mobilyaları için ziyaret edilebilecek bir müze.

Antik Roma Tiyatrosu

Roman Amphitheatre

Plovdiv’in tarih severler için en popüler noktalarından biri de antik Roma tiyatrosudur. 117 yılında Trajan tarafından yaptırılan tiyatro 7 bin izleyici kapasitesine sahip. Tiyatro, yıkılan bazı bölümleri olsa da günümüze kadar iyi bir şekilde gelebilmiş. Tiyatro tel kafeslerle çevrilmiş ve içeriye giriş ücretli. Tiyatroda görebileceğiniz her şey, içeri girmeden de görülebiliyor. Özellikle “ben girip içeride bulunmak istiyorum” demiyorsanız 5 Leva vermeden, dışarıdan da inceleyebilirsiniz tiyatroyu. Tiyatroda günümüzde çeşitli tiyatro ve dans etkinlikleri düzenleniyor.

Şahabettin İmaret Camii

Osmanlı’ya ait başka bir cami de Meriç Nehri’nin çok yakınında bulunan, Şahabettin İmaret Camii‘dir. Sultan II. Murad döneminde, Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa’nın oğlu Şahabettin Paşa tarafından 1445 yılında inşa edilmiş. İmaret kelimesi Osmanlı Devleti döneminde ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede yoksul insanlara yardım etmek amacıyla kurulan hayır kurumu demektir. Bu kurumlarda önceleri yiyecek, sağlık ve giyecek yardımı yapılırken sonraları sadece yemek yardımı yapılan kurumlara dönüşmüştür. Şahabettin İmaret Camii’nin çevresine de bir avlu yapılmış ve aşevi eklenmesiyle imarethaneye dönüştürülmüş.

Caminin yanındaki Rayko Daskalov Caddesi üzerinden sağ tarafa doğru devam ettiğinizde karşınıza çıkan nehir, Edirne‘ye de uzanan Meriç Nehri‘dir. Edirne’de gördüğünüz Meriç Nehri, Plovdiv’de de yalnız bırakmıyor bizi. Nehrin karşı tarafında gezilecek bir şey yok. Onun için sağa doğru değil, sola doğru dönüyoruz.

Plovdiv Arkeoloji Müzesi

Plovdiv ve çevresinde yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan buluntuların sergilendiği Plovdiv Arkeoloji Müzesi, 1928 yılında günümüzdeki binasına taşınmıştır. Ancak müze Pazar günleri kapalı olduğundan ziyaretimizi gerçekleştiremedik.

Cuma Camii

Filibe’de bulunan birkaç Osmanlı yapısından biridir Cuma Camii. Yapı, I. Murad tarafından 14. yüzyılda inşa edilmiş. Sultan I. Murad; asil, soylu, efendi, başkasına iyilik yapan anlamına gelen Murad Hüdavendigâr olarak da adlandırıldığı için Cuma Camii’nin bir diğer adı Hüdavendigâr Camii‘dir. Ancak, Bulgarlar arasında Cuma Camii anlamına gelen Dzhumaya Mosque olarak biliniyor.

Tek minareye sahip Cuma Camii’nin altında ise bir Türk kahvecisi var. Caminin etrafına serilmiş masa ve sandalyelere kulağınızı açarsanız birçok Türk’ün sohbet ettiğini görebilir ve kendinizi adeta Bursa’daki bir cami ziyaretindeymiş gibi hissedebilirsiniz. Camii günümüzde hala varlığını sürdüren şehir meydanında bulunuyor.

Roma Stadyumu

Sahat Tepe ile Taksim Tepe arasında yer alan Cuma Camii’nin baktığı meydandan görülebilen bir Roma yapıtı bulunuyor. Hadrian gittiği her yere yaptırdığı yapıtları burada da yaptırmış ve 138 yılında ortaya 240 metre uzunluğundaki bu yapı çıkmış. Caminin yakınındaki merdivenlerle inilen bu Roma kalıntısı eğer harap olmasaydı 30 bin seyirci kapasiteli bir stadyum görüyor olacaktık. Ama tam stadyumun tam halini görmek isteyenler için yapılmış maketi inceleyebilirsiniz.

Sahat Tepe

Gezilecek yerleri bir bir azaltırken, Nebet Tepe’den sonra sıra Sahat Tepe‘ye geliyor. Sahat Tepe, 17.5 metre uzunluğunda bir saat kulesine sahip. Orta Çağ’da inşa edilen saat kulesinin bulunduğu manzara da Nebet Tepe gibi Plovdiv’i ayaklar altına serecek nitelikte. Çıkışı biraz yorucu olsa da görmek gerekli diye düşünüyorum. Tepeye Danov Hill de deniyor. Adını Bulgar rönesansçı Hristo Danov‘dan almış.

Danov Tepesi’ndeki banklardan birine oturup hem Plovdiv manzarasını seyredebilir, hem de karşı tepede yer alan Sovyet Anıtı‘nı görebilirsiniz. 6 metre yüksekliğindeki anıt, Bulgaristan’ın Nazi Almanyasından kurtuluşu sırasında kaybettikleri anısına inşa edilmiş bir anıttır.

Danov Tepesi’nden indiğinizde, işlek caddeye inen merdivenlerin sonunda bir heykel çıkar karşınıza. Sanki karşısındaki kısık sesle bir şey söylemiş de, duymamış gibi kulak kabartır. Plovdiv’de bulunan güzel heykellerden biridir. Şehirde zaman zaman güzel heykellere rastlarsınız.

Küçük Bazilika

Plovdiv’den birkaç dakikalık yürüme mesafesindeki kalıntılar, bir apartman inşaatı sırasında tesadüfen ortaya çıkmış. Daha sonra yapılan incelemeler doğrultusunda bu yapının 6. yüzyılda inşa edilen bir kilise olduğu anlaşılmış ve koruma altına alınmış. Kilisede ağırlıklı olarak Roma mozaikleri ve geometrik şekilli mozaikler bulunuyor. Müzeye gittiğinizde kırmızı bir yapının, mozaikleri korumak için inşa edildiğini görürsünüz. Bu mozaikler 20 x 13 metre ebatlarında bir alanın tabanına yapılmış mozaiklerdir.

Plovdiv’de gezilecek yerlerin tamanını gezdikten sonra uygun bir noktada akşam yemeğimizi yiyip şehrin güneyinde kalan otobüs istasyonuna (Bus Station South) varıyoruz. İstanbul’da dönüş yolculuğumuzun başlangıç noktası olan Plovdiv’den 22:30’da hareket ediyoruz. Sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaparken, yine pasaport kontrolü, çanta kontrolü gibi rutin durumlarla karşılaştıktan sonra sabaha karşı İstanbul’daki otobüs garına varıyoruz.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilir, sorularınız varsa yorum kısmında sorabilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızı da bu makaleden haberdar edin. Teşekkürler!