Orta Çağ kenti Prag’da 2. günümüzdeyiz. Prag’ı ikiye ayıran Vltava Nehri civarında olacağız bugün, birbirinden güzel müzeler ve tarihi yapılar bizi bekliyor.

2. günün ilk durağında Prag’ı anlamlı kılan Franz Kafka Müzesi‘ni ziyaret ediyoruz. Vitava Nehri’nin yanıbaşında yer alan Kafka Müzesi‘nde Kafka’nın hayatına dokunan eserler sergileniyor. Mektuplar, hikayeleri, el yazıları, cesaretini kaybettiren babası ile ilgili anılar ve hayatına giren kadınlar bu müzede birleştirilmiş. Karanlık bir ortamda depresif bir müzik eşliğinde Franz Kafka’nın eserlerini inceleyebilirsiniz. Biletler, müze kapısının karşısındaki hediye mağazasından, 200 CZK karşılığında alınıyor.

kafka muzesi adam heykelleri 400x266
kafka muzesi bas karakter 400x266

Dünyanın En Dar Sokağı

Kafka Müzesi’nden Prag’ın en ünlü köprüsü olan Charles Bridge doğru yürüyoruz. Çok değil, birkaç metre ileride dünyanın en dar sokağı görülüyor. Sokak o kadar dar ki, iki kişi aynı anda geçemiyor. Bu nedenle sokağın her iki tarafına da trafik ışıklarının yayalar için olan versiyonunu koymuşlar. Sokak nehir kıyısında bir restorana iniyor, bu nedenle girmeye gerek yok.

Köprünün ucuna doğru geldiğimizde sol tarafta kilitler asılmış bir köprü görüyoruz. Köprünün öte tekne gezilerinin yapıldığı, Prag’ı bir de su üzerinden görmek isteyenlerin tercih ettiği araçların kalktığı bir yer.

St. Nicholas Kilisesi

Burayı geçerek köprünün ucundan sağa doğru devam ediyoruz. Malostranske nam üzerindeki St. Nicholas Kilisesi‘nin köşesinde bulunan çan kulesi ve aynı zamanda saat kulesine çıkmak hedefimiz. Büyük yeşil kubbeli yapının yanındaki saat kulesine çıkarken görebileceğiniz birkaç oda bulunuyor. Burada bulunan oturma odası, yatak odası ve mutfak, çalışan aile bireylerine ait. Ancak, odaların rahat ve sıcak oldukları söylenemez.

Kuleye çıktığınızda manzara gerçekten çok güzel görünüyor. Konumu itibariyle Petrin Kulesi‘nden, Charles Köprüsü’ne çevredeki birçok yapıyı buradan görebilirsiniz. Bu kuleye çıkmanızı özellikle tavsiye ederim.

The Beatles‘ın üyelerinden biri olan John Lennon‘un da anıtsal bir duvarı bulunuyor Prag’da. Charles Köprüsü’ne doğru giderken sağ tarafta kalan Lázeňská’ya doğru döndüğünüzde görebileceğiniz duvarda önceleri yalnızca John Lennon’un grafitisi varken, şimdilerde her turist farklı anlamlar ekliyor. Dolayısıyla sürekli olarak değişen  John Lennon Duvarı özgür ruhları temsil ediyor.

Nehre doğru 30 metre kadar devam ettiğimizde küçük bir kanalın üzerine kurulmuş bir köprünün üzerinden geçiyoruz. Certovka kanalının üzerindeki bu köprünün korunaklarına da yine birçok insan, aşklarını ölümsüzleştirmek için kilitler takmış.

Emekleyen Bebek Heykelleri

Crawling Babies

Ardından Prag’da oldukça tanınan sanatçı David Cerny‘nin sıradışı çalışmalarından birini ziyaret edeceğiz. Kampa Müzesi’ne gelmeden görebileceğiniz 3 devasa bebek heykeli, parka gelenlerin ilgisini çekiyor. Emekleyen bu bebekler kimin ilgisini çekmez.

Kampa Müzesi

Museum Kampa

Prag’ın modern sanat galerilerinden biri olan Kampa Müzesi, 2003 yılında açılmış. Vltava Nehri’nin yanında olması ve geniş bir parkın içinde yer alması nedeniyle tercih edilebilir. İstanbul’daki Modern Sanatlar’a benzer bir yapısı olan müzede sürekli değişen sergiler bulunuyor. Emekleyen bebek heykellerinin hemen yanında yer alıyor.

Dans Eden Ev

Dancing House

Prag’daki popüler turist noktalarından biri de Dans Eden Ev olarak adlandırılan bir şirket binasıdır. Çevresindeki geleneksel yapıların varlığından dolayı çok dikkat çeken yapı, dans hissini gerçekten veriyor. 17 ve 21 numaralı tramvaylar bu yapının önünden geçiyorlar.

Dans Eden Ev ziyaretinizden dönüşte Charles Köprüsü’ne doğru ilerlerken, Vltava Nehri’nin kenarında sağ tarafta Kavarna Slavia adında bir kafe görürsünüz. Eğer Nazım Hikmet‘i seviyorsanız, Nazım Hikmet’in 1956 – 1958 yılları arasında Prag’da yaşadığı dönemlerde vaktinin bir kısmını burada geçirdiğini ve Prag ile ilgili şiirlerinin bir kısmını burada yazdığını öğrenmek sizi mutlu edecektir.

Slavya kahvesinde oturan dostum tavfer’le,
Vıltava suyuna karşı oturup,
Tatlı tatlı yarenliği severim
Hele sabahları hele baharda.
Hele sabahları hele baharda
Konuşurken dalar dalar gideriz
Bir yitirir bir buluruz birbirimizi.
Hele sabahları hele baharda.
Prağ şehri yaldızlı bir dumandır
Ve kızıl, kocaman bir elma gibi.

Hatta Nazım Hikmet’i gören Viktor Oliva adındaki Çek bir ressam onun bir resmini çizmiş. Resim, kafenin duvarında hala asılı durmakta. Resimde Nazım Hikmet absinth içerken betimlenir, absinth içen kişinin halüsinasyon gördüğü düşünülür. Bu nedenle masada içkinin renginde bir kadın oturmakta.

Charles Köprüsü’ne doğru yürüyoruz ve Çek müziğinin kurucusu olan Bedrich Smetana‘nın müzesine giriyoruz. Müze, köprünün ayağına yakın bir yerde yer alıyor.  Charles Köprüsü’nün birkaç metre güneyindeki yapıda yer alan Bedrich Smetana Müzesi, Klasik müzik bestekârı Smetana’nın hayatıyla ilgili kesitleri merak edenlerle buluşturuyor.

Ardından turistlerin yoğun ilgi gösterdiği, Prag’ın iki yakasını birbirine bağlayan ilk köprüsü Charles Köprüsü‘ne doğru yol alıyoruz. Vltava Nehri üzerindeki Charles Köprüsü, harika bir manzaraya sahip. Her iki tarafındaki kuleler sayesinde geçişleri kontrol edilen ve korunan köprü, yaklaşık 30 heykeli ile muazzam bir duygu yaşatıyor. Kalenin iki tarafındaki kulelere çıkıp Charles Köprüsü’nü farklı açılardan izlemeniz de mümkün. Biz Old Town tarafında kalan kuleye çıktık ve çok memnun kaldık.

Charles Köprüsü hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız Old Town tarafında kalan kulenin yanındaki Karluv Most Müzesi‘ni ziyaret edebilirsiniz. Burada da kalenin inşası, yapımı ve teknikleri ile ilgili bilgiler edinebilirsiniz.

Ve akşam saatlerinde Lego Müzesi‘ndeyiz. Lego’yu bilmeyeniniz yoktur. Akşam saat 20:00’ye kadar açık olduğundan bunu sona bırakmayı uygun gördük. Müze çok büyük ve geniş bir koleksiyona sahip. Eğer çocuk ile seyahat ediyorsanız bu müze tam size göre.

Lego Müzesi’nden çıktıktan sonra Old Town Meydanı’na yakın bir yerde yer alan Seks Makineleri Müzesi‘ne gidiyoruz. Burası 23:00’e kadar açık, dolayısıyla geç saate bırakabiliyoruz. Müzede, önceki yüzyıllarda kullanılan seks oyuncakları, alet ve makineleri yakından görebiliyoruz. Çok değişik bir müze, günümüze kadar neler olmuş görmek isterseniz bir bakın.

Müzeden çıkınca günümüzü noktalıyoruz. Yarın Prag’ın Old Town olduğunu hissettiren eşsiz sokakları arasında dolaşıp, yapıların tadına bakacağız. İlgili yazıya Prag Gezi Rehberi 3. Gün linkinden ulaşabilirsiniz.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilir, sorularınız varsa yorum kısmında sorabilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızı da bu makaleden haberdar edin. Teşekkürler!