Karabük şehrinin en gelişmiş, en çok turist alan, tarihsel değerleriyle ve kültür geleneğiyle korunan ilçesi Safranbolu, merkezden sadece 8 km uzaklıkta.

Safranbolu’nun adı Bizanslılar döneminde Dadybra olarak geçmekteydi. Selçuklular döneminde Zalifre olan kentin adı Osmanlılar döneminde Borlu olarak adlandırılmıştı. 16. yy’da ise Safranbolu, Taraklı Aşireti’nin yerleşiminden dolayı Taraklıborlu olarak geçse de, çevrede bolca yetişen safran bitkisinden dolayı önce Zafranbolu, sonraları günümüzde de hala kullanılan Safranbolu olarak kayıtlara geçmiştir.

safranbolu sehir plani gezilecek yerler

Kentin adını aldığı Safran bitkisinin en önemli özelliği, kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilmesidir. Arapça’da sarı renk anlamına gelen asfar sözcüğünden türemiş olan Safran bitkisi, pahalı olması sebebiyle gram hesabı ile satılır; lokum, kolonya ve sabun yapımında kullanılır.

UNESCO tarafından 1994 yılında Dünya Miras Listesi’ne alınan Safranbolu‘da bulunan evler, 18. ve 19. yüzyıldaki Türk toplumunun kültürünü hala yaşatmakta. Asırları yarınlara taşıma misyonu edinmiş Safranbolu evlerinin yerleşimleri oldukça planlı, karma bir düzen yok. Tüm evler merkezi konumdaki kamu binalarına dönük bir vaziyette, birbirlerinin manzaralarını kapatmayacak ve güneşten herkesin eşit olarak faydalanabileceği şekilde inşa edilmiş.

safranbolu vadisi

Kışın şehrin, vadi yamacında olmasına bağlı olarak ılık ve rüzgarsız olan çarşı kısmında ikamet eden Safranbolu halkı, yazları daha yüksekte olması sebebiyle rüzgar alan Bağlar mevkiinde oturmayı tercih eder. Bu nedenle Bağlar bölgesi yazlık olarak kullanılır. Birazdan bahsi geçecek olan Hıdırlık Tepesi’nde adını Bağlar bölgesinden alan Bağlar Gazozu’nu deneyebilirsiniz. Bağlar Gazozu ile özdeşleşmiş olan Necdet Tosun ve Abdurrahman Palay’ı da hatırlayalım.

Safranbolu evlerinin kapılarında iki tokmak bulunuyor. Bunlardan biri ince, diğeri ise kalın sesli. Gelen misafir kadınsa, ince tokmağı çalar ve kapıyı, evin kadını açar. Kalın sesli tokmak çalınırsa, ev halkı, kapıda bir erkeğin olduğunu anlar, ona göre hazırlık yapar. Bu durumda ise evin erkeği kapıya bakmak durumunda kalır, çünkü erkekler ile kadınların birbirlerini görmemesi gerekir.

Ev halkı evde olmadığı zaman tokmakların arasına bir ip geçirir ve düğüm atılmazsa, bir süre yokum, anlamına gelir. Düğüm atılır ya da zincir geçirilirse, bu durum ev sahibinin uzun süre gelmeyeceğini ifade eder. Şayet ip, diğer tokmak ile temas halinde değil de aşağı sarkıyorsa, ev halkının evde olduğunu, kapıya gelen kişinin kapıyı çalabileceği, misafir kabul ettikleri anlamını taşır.

safranbolu kapi tokmaklari

Hıdırlık Tepesi

Şehri fethetmek için ele geçirilmesi gereken bir tepedir Hıdırlık Tepesi. Türklerin burayı kuşatmasıyla birlikte kadınlara ve erkeklere ayrı olmak üzere iki mihrap inşa ederler ve tepeyi namazgaha çevirirler.

Hıdırlık Tepesi adını tepede bulunan ve Orhan Gazi döneminde yaşayan Şehzade Gazi Süleyman Paşa’nın kumandanlarından Hıdır Bey‘in mezarından alıyor. Bu mezarın yanında ise Safranbolu’da serbest hekim olarak görev sürdürmüş, istiklal madalyası sahibi, Safranbolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucusu Dr. Ali Yaver Ataman‘ın mezarı bulunuyor.

Girişi 1TL olan Hıdırlık Tepesi, Safranbolu’yu panoramik olarak izleyebileceğiniz en iyi seyir noktasıdır. Tüm yapıları baştan aşağıya görebilir ve bu tepeye çıkarken sarfettiğiniz enerjinizi yeniden kazanabilirsiniz.

Hıdırlık Tepesi’nin arkasında Safranbolu halkının 1931 yılında para toplayarak satın aldığı ve orduya hediye ettiği Breguet 19‘un anısına, Milli Savunma Bakanlığı’nın da Safranbolu halkına hediye ettiği Dornier-28 uçağı bulunuyor. Çürümeye yüz tutmuş Zafranbolu Uçağı‘nı görmeyi ihmal etmeyin.

Tarihi Cezaevi

Hükümet Konağı‘nın bahçesinde bulunan diğer önemli yapılar ise Sultan II. Abdulhamit Han döneminde 1890 yılında yaptırılan Cephane Binası ile 1906 yılında yaptırılan Cezaevi Binası. Geçmişte, azılı suçluların bulunduğu Tarihi Cezaevi Hoş Sefa Cafe Restaurant‘tın bahçesinde bir Bağlar Gazozu çok iyi gider.

Eski cezaevinin içinde bir de müze bulunuyor. İlk Türk belgesel yapımcılarından Süha Arın‘ın malzemelerinden derlenen birkaç odalı müzeye giriş ücretli olsa da, kapısından bakılarak müzenin içeriği anlaşılıyor.

Safranbolu Saat Kulesi

III. Selim zamanında, önemli bir ismi olan Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, Safranbolu halkına, “Hepinize ikişer saat hediye edeceğim, biri evinize, diğeri iş yerinize.” diyerek bir söz verir. 12 metre yüksekliğinde bir kule yaptırıp, İngiltere’den çanlı saat getirtir. Anadolu’nun ilk saat kulesi özelliğini taşıyan Safranbolu Saat Kulesi, 1797 yılında tamamlanır ve İzzet Paşa, halkına verdiği sözü tutmuş olur. Saat kaçsa o kadar çalan çan, her yarım saatte de bir defa çalıyor. Yalnız, saat zembereksiz. Bu yüzden saatin çalışması için her hafta tekrar kurulması gerekli. Kurulum işlemini de yıllardır gönüllü olarak orada bulunan Usta İsmail Ulukaya yapıyor.

Hükümet binasındaki 4TL tutarındaki kent müzesi biletinizle saat kulesine 09:00 – 17:30 saatleri arasında girebilirsiniz. Dar ahşap merdivenlerin sonunda sizi İsmail Ulukaya karşılıyor ve saatin tarihçesini başından itibaren anlatıyor. Yaklaşık 10 dakikalık bir sunumdan sonra ise salıveriliyorsunuz.

Çıkıştaki bahçede, açık hava müzesi niteliğinde bir minyatür park bulunuyor. 2. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü sebebiyle Anadolu’nun birçok yerinde saat kuleleri yapılmış ve bu saatlerin minyatür halleri bu küçük parkta ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Saatlerin birebir maketlerini yakından görmek için 5-10 dakikanızı ayırmanızı öneririm.

Köprülü Mehmet Paşa Camii

Adı yolsuzluğa karışan Köprülü Mehmet Paşa, Safranbolu’ya sürgüne gönderilir ve affedildiğinde şehre cami yaptıracağını belirtir. Affedilip sadrazam olunca da 1661 yılında Safranbolu’ya, avlusunda şadırvan, kütüphane ve güneş saati bulunan ve kendi adının verildiği Köprülü Mehmet Paşa Camii‘ni yaptırır. Caminin hemen yanıbaşında bulunan anıt mezarda ise Mehmet Paşa’nın 1661 yılında öldüğü yazılıdır. Köprülü Mehmet Paşa, camiyi tamamlamış ve hayatını kaybetmiştir.

Güneş Saati

Köprülü Mehmet Paşa Camii’nin avlusunda bulunan Güneş Saati’nin ne zaman yapıldığı bilinmese de 19.yy’da yapıldığı düşünülüyor. Mermer üzerindeki üçgen görünümündeki metal plaka, güneş ışığının geliş açısına bağlı olarak gün içerisindeki zamanın hesaplanmasını sağlıyor. 06:40 ile 17:20 arasındaki zamanı metal plakanın gölgesine bakarak öğrenmek mümkün.

İzzet Mehmet Paşa Camii

Padişah III. Selim’in 1794 – 1798 yılları arasında sadrazamı olan İzzet Mehmet Paşa‘nın çarşı içine yaptırdığı camii, altından geçen Akçasu Deresi üzerine kemerler yapılarak inşa edilmiş. Bu özelliği ile dünya mimarisinde önemli bir yere sahip. Derin bir kanyon üzerine kesme taşlardan yapılan İzzet Mehmet Paşa Camii, İstanbul’da Çemberlitaş semtinde yer alan Nuruosmaniye Camii’ne benzer bir görünümde. Cami avlusunda bulunan mezar ise önceleri Manisa’da bulunan, fakat 2005 yılında buraya taşınan İzzet Mehmet Paşa’ya ait.

Cinci Han

Cinci Han, Çin’den Anadolu topraklarına uzanan İpek Yolu üzerinde kurulmuş birçok kervansaraydan sadece biridir. 1645 yılında Cinci Hoca lakabıyla bilinen Karabaşzade Hüseyin Efendi tarafından yaptırılan han 20. yüzyıla kadar kervansaray olarak kullanılmuş, ardından 2004 yılında otele dönüştürülmüştür.

Cinci Han’ın içinde bir kafe var ve burada bir şeyler yiyip içmeyecekseniz Cinci Han’a girmek için 1TL giriş ücreti ödemek durumundasınız.

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Gezilerimizi @rotasenin Instagram hesabından takip edebilir, sorularınız varsa yorum kısmında sorabilirsiniz. Beğendiyseniz aşağıdaki sosyal mecralara tıklayın ve arkadaşlarınızı da bu makaleden haberdar edin. Teşekkürler!