93 Harbi ile kaybedilen toprakları geri almak isteyen dönemin başkomutanı Enver Paşa, Doğu’yu korumakla görevli Üçüncü Ordu’nun 9., 10. ve 11. Kolorduları ile Rusya’yı Allahüekber Dağları’nda sıkıştırmayı hedeflemekteydi. Ruslar Türk sınırları içerisindeydiler. Karakış Rusların daha fazla ilerlemesine izin vermedi.

Merkezi Erzurum’da bulunan 3. Ordu’nun başındaki isim Hasan İzzet Paşa’ydı. Kış şartlarında savaşmanın doğru olmadığını öne sürmesi üzerine Enver Paşa, Hasan İzzet Paşa’yı görevden aldı ve harekâtı bizzat yönetmek için ordunun başına geçti. Yetkileri henüz eline alan Enver Paşa’nın emriyle askerler Sarıkamış’a doğru yürüyüşe geçtiler.

Yalnız hesaba katmadıkları ya da görmezden geldikleri önemli bir konu vardı. 1.5 metre boyundaki kar ve en az -25 derecelik bir soğuk ile, 2500 metre yükseklikteki arazide yürümeleri gerekiyordu. Savaşlar burada olacaktı, fakat askerlerin durumu kötüydü. Kimi askerlerin üzerinde günlük kıyafetler, kimilerinin ise ayaklarında eski ayakkabılar vardı. Ordu verir diye düşünüyorlardı, ama İstanbul’dan giysi ve malzeme getiren gemiler Karadeniz açıklarında Ruslar tarafından batırılmıştı. Kötü şartlarda yola çıkan bu 118.000 asker, 60.000 iyi donanımlı Rus askerine karşı savaşacaktı.

22 Aralık günü yürüyüş başladı. Enver Paşa’nın hayali olan Kafkaslara, Turan İmparatorluğu’na giden yolun açılması için askerlerin 60 kilometrekarelik bu alanda galibiyet almaları gerekiyordu.

Günlerce yürüdüler. Kara saplanan bedenlerini kurtarmak için iki kat çaba sarfeden askerler, karşılarına arada sırada çıkan Rus askerlerle savaşıyordu. Tipi halinde yağan kar öylesine yoğundu ki, karşılaşan iki Türk tümeni birbirlerini düşman zannedip savaşmış, 2000 asker saf dışı kalmıştı.

Zamanla ayakları donan askerler yürümeyecek duruma geldiklerinde yavaş yavaş dökülmeye başladılar. Yere düşen askerlere yardım etmek pek olası bir şey değildi. Aynı zamanda aç olan askerler, uyumaya başlayarak ölümün kapısını aralıyorlardı.

Dünyada bir benzeri daha görülmemiş bir durum sözkonusuydu. Allahüekber Dağları, 26 Aralık gecesi doğaya karşı savaşan Türk ordusu’nın çaresiz haykırışlarıyla yankılanıyordu. Ertesi günlerde ortaya çıkan bilanço içler acısıydı. Kız Kilisesi’nde, Norşin’de ve Çatak’ta, Sarıkamış’a giden tüm yollarda yaşanan acı dolu durum günyüzüne çıktı.

Savaş sonunda esir alınan ve sağ kurtulan asker sayısı tespit edildiğinde 101.000 askerin şehit olduğu, bunlardan 90.000’inin ciddi bir çatışmaya girmeden, donarak hayatlarını kaybettiği ortaya çıkıyordu.

20.000 asker kayıp veren Rusların 6.000 askeri donarak ölmüştü. Ölen Türk askerlerinin cesetleri, bulaşıcı hastalıklara neden olmamak için açılan toplu mezarlara gömüldü. Kurtarılan çoğu yaralı 12.000 asker ise Erzurum ve çevre illere tedavi için götürüldü. Mide bulantısı ve yüksek ateş görülen askerlerin vücutları aniden bitleniyordu. Bu bitlerin neden olduğu hastalık, tarih boyunca orduları yiyip bitiren tifus hastalığıydı. Üzerlerini değiştiremeyen ve yıkanamayan askerler, sıcak bir ortama geldiklerinde derinin altında yaşayan bitler ortaya çıkıyor ve yüksek ateşten hayatlarını kaybediyorlardı.

Sen kedi, sen hiç Allahüekber Dağı’nda olup bitenleri gördün mü? İnsan boyu, iki insan boyu karın içinde yalın ayak, başı kabak, pantalonu yırtılmış, kaputsuz, ceketsiz, koyunları bit dolu, donmuş elleri ile kaşınamayanları, Rus topçusunun karlı dağları ateşe, zindana çeviren güllelerini, karla birlikte uçuşan kolları, bacakları, kollarla bacaklarla, gövdelerle birlikte gökten yağan kanları, Allahüekber Dağları’nın doruklarında fırtınaya, boraya tutulup donan, taş kesilen, donmuş kirpikleri, kaşları, donmuş gözleri ile bakan on binlerce askeri gördün mü hiç? Sen bunları görmediysen hiçbir şey görmedin demektir…

1915 yılında yapılan Sarıkamış Hârekatı‘nı böyle anlatmıştır Yaşar Kemal. Vatanı uğruna üzerleri kar ile örtülen bu kahramanlar için şehitlikler ve mezarlıklar yapılmıştır.

Bunlardan biri de, Kültür Bakanlığı tarafından 1996 yılında, Sarıkamış ilçe merkezinin girişine yaptırılan şehitlik anıttır.