Tarihi Yarımada’yı yürüyerek sindirmenin en keyifli yollarından biri, Beyazıt Meydanı’ndan başlayıp adım adım Nuruosmaniye’ye uzanan bu rotadır. Başlamadan önce aklınızda bulunması gereken en kritik püf noktası ise Kapalıçarşı’nın pazar günleri kapılarını kapatıyor oluşu; bu yürüyüşten tam verim alabilmek için programınızı mutlaka pazartesi ile cumartesi arasına denk getirmelisiniz.

  • Başlangıç: Beyazıt Meydanı (T1 Tramvay Hattı, Beyazıt Durağı)

  • Bitiş: Nuruosmaniye Camii (Çemberlitaş)

  • Tahmini Yürüyüş Süresi: Tempolu bir tempoda, iç mekan ziyaretleri hariç 2-3 saat

  • Kapalıçarşı Açılış Günleri: Pazartesi - Cumartesi (Pazar günleri kapalı)

  • Hat Sanatları Müzesi Girişi: Ücretsiz

Beyazıt Meydanı ve İstanbul Üniversitesi Tarihi Kapısı

T1 tramvayından inip eski Theodosius Forumu’nun kalıntıları üzerine yayılan Beyazıt Meydanı’na çıktığınız an, tüm görkemiyle İstanbul Üniversitesi’nin o meşhur ana kapısı gözünüze çarpacaktır. Yakın dönemdeki düzenlemelerle meydan neyse ki araç kalabalığından arındırıldı ve tamamen yayalara kaldı.

Reklam

Ancak zemin yer yer arnavut kaldırımı olduğundan, günün sonunda yorulmamak adına ince tabanlı ayakkabılar yerine adımlarınızı hafifletecek yumuşak tabanlı bir yürüyüş ayakkabısı seçmenizi özellikle öneririm. Burayı yalnızca geçip gidilen bir durak saymayın; kapının ince taş işçiliğine dışarıdan alıcı gözle bakabilir, meydanı dolduran üniversitelilerle çevredeki esnafın gündelik telaşına kulak verebilirsiniz.

Beyazıt Meydanı ve İstanbul Üniversitesi ana kapısı
Beyazıt Meydanı'nda güvercinler arasında başlayan yürüyüşünüzde üniversitenin anıtsal taç kapısını ve Beyazıt Kulesi'ni fotoğrafladıktan sonra Sahaflar Çarşısı'na geçebilirsiniz.

Osmanlı'nın En Eski Selatin Mirası: Beyazıt Camii

Meydanın köşesinde tüm sükûnetiyle duran Beyazıt Camii, 1501-1506 yılları arasında II. Bayezid tarafından inşa ettirilmiş ve günümüze kadar orijinal haliyle ulaşabilmiş en eski selatin camisidir. Malum, anıtsal Fatih Camii ve Külliyesi geçirdiği büyük depremler sonrasında neredeyse baştan yapıldığı için, erken dönem klasik Osmanlı mimarisinin o ilk ve saf ruhunu hissetmek istiyorsanız asıl görmeniz gereken yer tam olarak burasıdır.

Kubbe oranlarında Ayasofya’nın fısıltılarını yakalayabilir, ana gövdeden bilinçli biçimde ayrı ve uzakta duran iki minaresinin getirdiği o sıra dışı silueti fark edebilirsiniz. Hatta sağdaki minareye dikkatle bakarsanız, Selçuklu taş süslemesinden Osmanlı çizgisine geçişin İstanbul’daki belki de tek yaşayan örneğine şahit olursunuz. Caminin avlusundaki koyu kırmızı porfir sütunların çevrelediği huzurlu gölgelik ise meydanın tatlı gürültüsünden biraz olsun sıyrılmak için harika bir duraktır.

Yeniden Ziyarete Açılan Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi

Külliyenin hemen yanı başındaki II. Bayezid Medresesi, titizlikle yürütülen uzun bir restorasyonun ardından Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi kimliğiyle yeniden ziyarete açıldı. Kapıdan ücretsiz girebileceğiniz bu mekanda Şeyh Hamdullah, Hafız Osman ve Mustafa Rakım gibi hat sanatının büyük pirlerinin kaleminden çıkmış nadir el yazmaları bir arada sergileniyor.

Odaları gezerken Kufi’den Nesih ve Sülüs’e uzanan yazı geleneğinin zaman içindeki dönüşümünü çok net bir şekilde takip edebilirsiniz. Sahaflar Çarşısı’nın kitap kokusuna kapılmadan hemen önce, bu medresenin avlu serinliğinde vakit geçirip o sabırla işlenmiş levhaları incelemek yürüyüşünüze çok zarif bir derinlik katacaktır.

Kapalıçarşı: Çarşı İçi Yürüyüş Rotası

Beyazıt Meydanı’nı ardınızda bırakıp kitap tezgahlarıyla bezeli Sahaflar Çarşısı’nı geçtiğinizde, kendinizi doğrudan Kapalıçarşı’nın Beyazıt Kapısı önünde bulacaksınız. Buradaki planınız çarşı içinde kaybolup dükkan dükkan dolaşmak değil de mekanın tarihi atmosferini ve o hiç durmayan ticari nabzını hissederek ilerlemekse, çarşının omurgasını oluşturan Kalpakçılar Caddesi’nden hiç ayrılmamanızı öneririm.

Altmışı aşkın sokağı ve binlerce dükkanı barındıran bu dev labirentte kaybolmamak için gözünüzü yükseklerdeki tonoz süslemelerinde tutup düz bir hat üzerinde ilerlemeniz yeterlidir. Yürürken eski ayaklı borsanın hararetli seslerini dinleyebilir, Nuruosmaniye’ye yaklaştıkça vitrinlerin nasıl pırıltılı bir hal aldığını izleyebilirsiniz. Yoğun saatlerde dükkanların girişinde fazla duraklamamaya ve çarşının hızlı insan akışına ayak uydurmaya özen gösterirseniz çok daha rahat ilerlersiniz.

Reklam
Nuruosmaniye Camii dış cephesi
Çarşının doğu kapısından çıktığınızda karşılaştığınız Nuruosmaniye Camii, hilal biçimli avlusu ve Osmanlı Barok mimarisinin ilk büyük örneği olan kubbesiyle yürüyüşünüzün mükemmel bir finalidir.

Osmanlı Barok Mimarisinin Dönüm Noktası: Nuruosmaniye Camii

Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye Kapısı’ndan avluya adım attığınız anda, Osmanlı’nın o bildik klasik formlardan sıyrılıp Barok esintilere kucak açtığı ilk büyük başyapıt olan Nuruosmaniye Camii tüm ihtişamıyla sizi karşılayacaktır. 1755 yılında tamamlanan bu özel yapı, alışık olduğumuz sert ve düz hatları bir kenara bırakarak zarif kıvrımlı duvarları ve Osmanlı’da benzeri olmayan yarım daire formundaki geniş avlusuyla hemen fark yaratır.

İç mekana adımınızı attığınızda ise tam 174 farklı pencereden süzülen gün ışığının, kubbe çemberindeki muazzam hat kuşağını nasıl aydınlattığına hayran kalacaksınız. Yapımında ışığın bizzat mekansal bir tasarım unsuru olarak ele alınması, camiye boşuna "Osmanlı’nın Nuru" dedirtmemiştir. Rotanızı, avludaki mermer şadırvanın başında biraz dinlenip ardından birkaç adım ötedeki Çemberlitaş tramvay durağına doğru ilerleyerek tatlı bir yorgunlukla tamamlayabilirsiniz.