Fener Rum Patrikhanesi ve avlusundaki Aya Yorgi Kilisesi'ni gezerken aklınızda tutmanız gereken ilk şey, buranın klasik bir müze değil; asırlardır ibadetin kesintisiz sürdüğü, kendine has kuralları olan küresel bir merkez olduğudur. Balat'ın o rahat, cıvıl cıvıl sokak havasından çıkıp kapıya geldiğiniz an, havalimanlarını aratmayan bir güvenlik taraması ve tavizsiz bir kılık-kıyafet kontrolüyle karşılaşırsınız. Kapıda kalıp hevesinizin kursağınızda kalmaması ve bu derin atmosferi hakkıyla soluyabilmeniz için planınızı önceden doğru yapmanızda fayda var.

  • Giriş Ücreti: Giriş tamamen ücretsiz (Arzu ederseniz mum alırken sandığa gönlünüzden kopan bir bağış bırakabiliyorsunuz).
  • Ziyaret Saatleri: Haftanın her günü 08:00 - 16:00 arası açık.
  • Kıyafet Kuralı: Omuzlarınız, göğüs dekolteniz ve diz kapaklarınız mutlaka örtülü olmalı. Üstünüze bir şal atsanız bile altınızda şort ya da mini etek varsa içeri kesinlikle giremezsiniz.
  • Güvenlik ve Kısıtlamalar: Kapıda x-ray cihazları ve çanta araması var. İçeriye içme suyu, parfüm veya kolonya dahil hiçbir sıvı ve kesici alet sokamıyorsunuz.
  • Ulaşım: En rahatı T5 Eminönü-Alibeyköy Tramvayı (Fener durağı) veya deniz yoluyla gelmek isterseniz Şehir Hatları Haliç Hattı (Fener İskelesi).

Patrikhane Ziyareti Öncesi Bilmeniz Gerekenler

Şehirdeki diğer tarihi cami ya da kiliselerde görebileceğiniz o esnek tutumu burada beklemeyin; zira güvenlik ekibi kurallar konusunda hiç esnemez. Kapıya ulaştığınızda ilk sınavınız kıyafetiniz olacak. Hava dışarıda ne kadar sıcak olursa olsun; şort, askılı, mini etek veya dekolte kıyafetlerle x-ray'den geçmenize izin verilmez. "Yanımda şal var, üstüme örterim" diye düşünebilirsiniz; bu hamle omuzlarınızı kurtarır ama bacaklarınız açıktaysa kapıdan dönmeniz kaçınılmaz olur. O yüzden buraya gelirken doğrudan uzun bir pantolon, dökümlü uzun bir etek ve omuzları kapatan rahat bir üst seçmeniz en garantili yoldur.

X-ray cihazında çantanız açıldığında, sıvı maddeler konusunda da sıfır toleransla karşılaşırsınız. Yanınızdaki pet şişe suyu, çantanızdaki el dezenfektanını, kolonyayı veya parfümü güvenlikten içeri sokamazsınız; bu yüzden ya bunları kapıda tüketmeniz ya da dışarıdaki çöp kutusuna bırakmanız istenir.

Yerleşkenin mimarisine baktığınızda, Osmanlı döneminde gayrimüslim mabetlerine getirilen yükseklik ve gösteriş kısıtlamalarının izlerini hemen fark edersiniz; dışarıdan baktığınızda heybetli kubbeler veya göğe uzanan çan kuleleri göremezsiniz. Avluya adımınızı attığınızda ise hemen ortadaki ana kapının sımsıkı kapalı olduğunu görürsünüz. "Kin Kapısı" olarak anılan bu giriş, 1821 Yunan Ayaklanması döneminde Patrik V. Gregorios'un idam edildiği yer olduğu için o günden bu yana hiç açılmamıştır. Siz de diğer tüm ziyaretçiler ve ibadete gelenler gibi yapıya sol taraftaki mütevazı yan kapıdan geçiş yaparsınız.

Aya Yorgi Kilisesi'nde Sizi Ne Bekliyor?

Dışarıdaki o sakin ve mütevazı hava, kilisenin kapısından içeri adım attığınız anda yerini büyüleyici, altın ışıltılı ve ağırbaşlı bir görkeme bırakır. Burası dünya çapındaki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan için manevi bir merkez, yani bir nevi onların Doğu'daki kalbidir. Başınızı kaldırdığınızda dikkatinizi ilk çekecek olan şey, ana salonu sunaktan ayıran ve tavana kadar yükselen nefes kesici İkonostasis (ahşap ikon duvarı) olacaktır. Som altın varaklarla bezenmiş bu duvarda, olağanüstü bir ahşap oyma işçiliği ile asırlara meydan okuyan orijinal ikonaları bir arada görürsünüz.

Aya Yorgi Patrikhane Kilisesi iç mekânı
İç mekândaki ikonostasis ve avizeler, kilise ziyaretinin görsel odağını oluşturur.

Kilisenin asıl önemi, Hristiyanlık tarihi açısından paha biçilemez kabul edilen kutsal emanetlere ev sahipliği yapmasından gelir. Gezerken özellikle gözden kaçırmamanız gereken köşeler şunlardır:

Izdırap Sütunu (Flagellation Column): Kilisenin sağ tarafında demir parmaklıklar ardında korunan siyah mermer parça, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeden önce Kudüs'te bağlanıp kırbaçlandığına inanılan orijinal sütunun bir bölümüdür. Dünyada bu sütundan sadece üç parça vardır; diğer ikisi Kudüs ve Roma'da bulunur. Buraya gelen inananların çoğu ilk olarak bu sütunun önünde durup dua eder.

Reklam

Üç Azize Lahiti: Kilisenin güney duvarı boyunca yan yana yerleştirilmiş üç büyük mermer lahit göreceksiniz. Bunlar Ortodoks dünyasında derin izler bırakan Azize Euphemia, Azize Theophano ve Azize Solomoni'nin röliklerini saklar. Bu azizelerin özel anma günlerinde lahitler açılarak cemaatin hürmetine sunulmak üzere kilisenin merkezine taşınır.

Patriklik Tahtı: Üzerindeki kitabeye göre 1577 yılından günümüze ulaşan bu ceviz ağacı taht; fildişi ve sedef kakmalarıyla mekânın tarihi derinliğini en iyi hissettiren başyapıtlardan biridir.

Azizlerin Rölikleri: IV. Haçlı Seferi'nin karmaşasında İstanbul'dan Avrupa'ya götürülen, asırlar sonra 2004 yılında Vatikan tarafından jest olarak Patrikhaneye iade edilen Aziz Yuhanna Hrisostomos ile Aziz Gregorios Teologos'un kemikleri de burada görebileceğiniz çok kıymetli emanetler arasındadır.

Ziyaret Saatleri ve Pazar Ayini (Liturji) Düzeni

Aya Yorgi Kilisesi haftanın yedi günü ziyarete açık olsa da, içeriye adım attığınız saatin gezi deneyiminizi bütünüyle şekillendireceğini bilmelisiniz. Eğer amacınız gürültüden uzak, loş ışıklar altında ikonaları incelemek ve ahşabın ince işçiliğine sakince odaklanmaksa, en ideal taktik hafta içi sabah tam 08:00'de kapı açılır açılmaz orada olmaktır; çünkü bu erken saatlerde tur kafileleri henüz bölgeye ayak basmamış olur.

Pazar günleri ise bambaşka bir ruh haliyle karşılaşırsınız. Sabah 09:30 sularında başlayan İlahi Liturji (Pazar Ayini) sırasında, asırlık Bizans makamlarıyla okunan antik Yunanca ilahiler kubbede yankılanır. Kilise bu saatlerde dünyanın dört bir yanından gelen hacılar ve yerel cemaatle dolup taşar. Ayin esnasında etrafta dolaşmak, flaşla fotoğraf çekmeye çalışmak ya da dua edenlerin konsantrasyonunu bozacak hareketler yapmak hiç hoş karşılanmaz; bu yüzden pazar sabahı gelecekseniz sadece bir kenarda durup o mistik atmosferi saygıyla dinlemenizi öneririm.

Fener-Balat Turisti Olmak vs. Patrikhane Ziyaretçisi Olmak

Fener ve Balat son dönemde hep rengarenk boyalı kafeleri, popüler merdivenleri ve cumbalı tarihi evleriyle sosyal medyanın gözdesi haline geldi. Fakat Patrikhane'nin yüksek duvarlarının ardı, sokaklardaki bu hareketli ve gürültülü piyasadan tamamen soyutlanmış, kendine ait kuralları olan bambaşka bir dünyaya açılır.

Fener Rum Patrikhanesi dış görünüşü
Patrikhane avlusundaki binalar, kilisenin bulunduğu yerleşkeyi tanımaya yardımcı olur.

Kapıdan içeri süzüldüğünüz anda sizi karşılayan şey; huzurlu bir loşluk, bal mumu kokuları ve derin bir sessizlik olur. İster avludaki banklarda soluklanın ister kilisenin içinde yürüyün, yüksek sesle konuşmamak, rehber anlatımlarını fısıltıyla yapmak ve flaş patlatmamak buranın yazısız saygı kuralıdır. Girişin solundaki masadan sarı ince mumlardan alıp dilek tutarak yakabilirsiniz; bunun için sabit bir tarife yoktur, yanındaki sandığa gönlünüzden ne koparsa bırakabilirsiniz. Çıkışa doğru sol köşede yer alan küçük dükkandan ise kendinize ya da sevdiklerinize özel tütsüler, ikonalar veya hediyelikler seçebilirsiniz.

Reklam

Fener Rum Patrikhanesi'ne Ulaşım

Fatih'in Fener semtinde, Sadrazam Ali Paşa Caddesi üzerinde konumlanan yerleşkeye ulaşmak aslında düşündüğünüzden çok daha pratiktir.

Eğer Eminönü tarafından gelmeyi planlıyorsanız, sahilin otobüs trafiğiyle hiç vakit kaybetmeyip doğrudan T5 Eminönü-Alibeyköy Tramvayı'na binebilir ve "Fener" durağında inebilirsiniz. Duraktan cadde yönüne geçip sokak arasına doğru yalnızca 3-4 dakika düz yürüdüğünüzde güvenlik noktası hemen karşınıza çıkar.

Anadolu Yakası'ndan geçecekseniz en zahmetsiz rota; Kadıköy veya Üsküdar'dan vapurla Eminönü'ne ulaşıp oradan tramvaya aktarma yapmaktır. Vaktiniz varsa ve deniz havasını seviyorsanız, doğrudan Haliç Hattı vapuruna binip nostaljik bir yolculukla "Fener İskelesi"nde inmeyi de düşünebilirsiniz.

Tramvay T5 / Fener

Fener durağı

Duraktan Patrikhane girişine kısa bir yürüyüş yapın.

Vapur Fener İskelesi

Haliç hattı

İskelede indikten sonra içeriye doğru yürüyün.

İskeleden karşıya geçip heybetli Kırmızı Mektep'in (Fener Rum Erkek Lisesi) yokuşuna doğru birkaç adım attığınızda, korunaklı duvarların arkasına saklanmış bu kadim merkezi rahatlıkla bulabilirsiniz.