Fatih ve Zeyrek taraflarını adım adım keşfederken sizi en çok zorlayacak şey açıkçası Haliç kıyısından yukarı tırmanan o dik, yorucu arnavut kaldırımlarıdır. Sahilden yukarı kan ter içinde tırmanmak yerine, metroyla Vezneciler’e çıkıp ya da Fevzipaşa tarafından başlayarak tepeyi arkanıza alıp tatlı tatlı aşağı inmenizi öneririm; böylece enerjinizi yokuşlara değil, etraftaki harika mimari detaylara ve teras manzaralarına saklamış olursunuz.
- Önerilen Süre: 3-4 saatinizi ayırmanız ideal; aradaki müze gezilerini ve o güzel terasta vereceğiniz kahve molasını da bu hesaba katabilirsiniz.
- Zemin Durumu: Dik yokuşlar ve yer yer ayağınızı kaydırabilecek arnavut kaldırımlarıyla karşılaşacaksınız; bu yüzden kesinlikle tabanı iyi tutan, ayağınızı yormayacak rahat bir yürüyüş ayakkabısı seçmelisiniz.
- Zeyrek Çinili Hamam Müzesi: Tam bilet 250 TL, indirimli bilet ise 150 TL olarak belirlenmiş. Aklınızda olsun, Perşembe günleri müzeye giriş herkes için tamamen ücretsiz; sarnıç kısmını ise Salı-Pazar günleri arasında dilediğiniz gibi bedelsiz gezebilirsiniz.
- Ulaşım Stratejisi: Yokuşları inerek rotayı başlatmak için en pratik yol M2 Yenikapı-Hacıosman metrosunun Vezneciler durağından çıkmak. Gezinin sonunda Haliç kıyısına indiğinizde ise dönüşünüzü hemen yakındaki T5 Cibali tramvayıyla oldukça rahat çözebilirsiniz.
Bu Rotada Yokuş ve Yön Stratejisi Nasıl Kurulmalı?
Hem Bizans'ın hem de Osmanlı'nın izlerini aynı yarım güne sığdırmak istiyorsanız yönünüzü en baştan çok iyi çizmeniz gerekiyor. Yürüyüşe İBB Başkanlık binasının oradan, yani Saraçhane tarafından başladığınızda (#43 sarachane-nerede rehberinde paylaştığımız eski yollarla birleşen bu nokta sayesinde) İstanbul’un dördüncü tepesinden Haliç’e doğru hiç nefes nefese kalmadan süzülürsünüz.
Tabii yola çıkmadan önce her yerin kapısı açık bir müze olmadığını hatırlatmakta fayda var; bazı yapılar sadece belli saatlerde açılıyor, bazılarıysa içine adım atamayacağınız korunaklı kalıntılardan ibaret. O yüzden rotayı kafanızda "içine girip vakit geçireceklerimiz" ve "önünde durup fotoğrafını çekeceklerimiz" diye ikiye ayırırsanız gününüz çok daha keyifli ve akıcı geçer.
İç Mekanları Ziyaret Edilebilen Tarihi Duraklar
Fatih Camii ve Külliyesi
Fatih Camii, 1766'daki büyük depremde ciddi hasar görünce Sultan III. Mustafa zamanında baştan yapılan cami, klasik çizgilerle 18. yüzyıl barok tarzının birleştiği devasa bir atmosfer sunuyor. İçeri girdiğiniz an 26 metrelik ana kubbenin getirdiği o muazzam ferahlığı ve gün ışığını hemen hissediyorsunuz zaten. İçeriyi gezdikten sonra geniş avludaki ulu çınarların altında biraz oturup nefeslenebilir, hemen kıble tarafına geçip Fatih Sultan Mehmed ile Gülbahar Hatun’un türbelerine de uğrayabilirsiniz.

Molla Zeyrek Mosque
Ayasofya’dan sonra şehrimizde dimdik duran en büyük Bizans eseri burası; zamanında yan yana kondurulmuş üç ayrı şapelden oluşan meşhur Pantokrator Manastırı aslında. İçeride adımlarken özellikle sağ arka köşeye doğru dikkat kesilmenizi öneririm, halıların kenarından kendini gösteren o müthiş opus sectile mermer döşemeyi hemen fark edeceksiniz. Geziniz bitince hemen yan taraftaki Zeyrekhane’ye geçip arka taraftaki seyir terasına mutlaka çıkın; burası Fatih Belediyesi'nin işlettiği bir mekan olduğu için gayet uygun fiyatlara çayınızı yudumlarken Süleymaniye’yi, Haliç’i ve Boğaz’ı hiç alışık olmadığınız çok özel bir açıdan seyre dalabilirsiniz.

Zeyrek Cinili Hamam
Zeyrek Çinili Hamam, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Mimar Sinan’a emanet ettiği bu 16. yüzyıl yadigarı, tam 13 yıl süren titiz bir restorasyonun ardından gerçekten harika bir yaşam alanına dönüştü. Hamam ve masaj hizmetleri üst segmente hitap ettiği için fiyatlar biraz yüksek gelebilir ama kompleksin içine kazandırılan müzeyi ve hemen altındaki o tarihi Bizans sarnıcını asla atlamamalısınız. İznik çinilerinin kayıp hikayelerini, geçmişin hamam adetlerini ve suyun buralara nasıl ulaştığını interaktif ekranlarla anlatan bu modern sergiyi, gezinizi Perşembe gününe denk getirirseniz tek kuruş ödemeden gezme şansınız var.
Dışarıdan Görülebilen ve Fotoğraflık Duraklar
Aqueduct of Valens
Bizlerin Bozdoğan Kemeri olarak bildiği bu 4. yüzyıl su kemeri, altından akıp giden yoğun İstanbul trafiğiyle yan yana gelince her seferinde insanı büyüleyen bir tezat yaratıyor. Yaklaşık 29 metreye uzanan bu heybetli yapıyı sadece araba camından ya da kaldırımdan izleyip geçmeyin; hemen yanındaki Saraçhane Parkı’nın yeşilliklerine veya İBB tarafına geçerek kemerleri boylu boyunca içine alan harika fotoğraflar yakalayabilirsiniz.
IBB Archaeological Park
Saraçhane Parkı’nın tam çaprazında karşınıza çıkacak olan Aziz Polyeuktos Kilisesi kalıntıları, aslında 5. yüzyıl Erken Bizans döneminin en gösterişli mimari parçalarını saklıyor. Şu sıralar güvenlik sebebiyle etrafı tellerle çevrili tutulduğundan maalesef taşların arasına bizzat dalıp yürüyemiyorsunuz. O yüzden burada gereksiz yere uzun vakit kaybetmek yerine, tel örgülerin dışından o devasa sütun başlıklarını ve taş işçiliklerini inceleyip hemen bir sonraki durağınıza geçebilirsiniz.
Column of Marcian
455 yılından beri ayakta duran ve hepimizin Kıztaşı diye bildiği bu Mısır graniti anıt, İskenderpaşa Mahallesi’nin apartmanları ve dar sokak otoparkları arasında öylece karşınıza çıkıveriyor. Kaidesindeki Zafer Tanrıçası Nike kabartmasından ötürü halk arasında Kıztaşı olarak anılan bu sütunun çevresi ne yazık ki arabalar ve tabelalarla sarılmış durumda. Geniş bir meydan ya da düzenli bir açık hava müzesi bekleyip hayal kırıklığına uğramak yerine; şehrin o bildik beton karmaşasının ortasında 1500 yıldır inatla direnen bir zaman kapsülü bulmuş gibi bakarsanız buradan çok daha büyük bir keyif alırsınız.
Vefa Mosque
Eski adıyla Aziz Theodoros Kilisesi olan bu zarif yapı, tipik Bizans tuğla işçiliğiyle Osmanlı’nın sonradan kondurduğu o yivli minarenin nasıl güzel kaynaştığının en samimi örneğidir. İçteki mozaiklerin üzeri ne yazık ki sıva ve badana tabakasıyla örtülmüş olsa da yapı mimari detaylarıyla hala parmak ısırtıyor.
Yalnız şunu mutlaka aklınızda bulundurun; cami genellikle sadece vakit namazlarında açık oluyor ve diğer saatlerde güvenlik için kilitli tutuluyor. Vefa sokaklarında gezerken kapıyı kilitli bulma ihtimalinizi hesaba katarak, odağınızı dış cephedeki o ince tuğla işçiliğine ve hemen karşısındaki Molla Gürani haziresine vermeniz çok daha isabetli bir plan olur; ardından Mimar Sinan'ın başyapıtı Süleymaniye Camii ve Külliyesi yönüne doğru yürüyüşünüzü sürdürebilirsiniz.


