Balat sahilinde karşınıza çıkan Sveti Stefan Kilisesi’ne uğramayı düşünüyorsanız, ilk elden bilmeniz gereken en kritik detay kesinlikle içerideki fotoğraf yasağı. Görevliler bu konuda gerçekten sıfır toleransla çalışıyor; uyarılmakla kalmayıp telefonunuzdaki son kareleri bizzat sildirecek kadar sıkı durabiliyorlar, baştan hazırlıklı olun derim. İşin mimari boyutuna gelirsek; Haliç’in o yumuşak, tekinsiz zemini taş bir yapıyı kaldıramayacağı için çareyi tamamen metal parçalardan kurmakta bulmuşlar ve böylece ortaya bugün dünyada ayakta kalmış tek dökme demir Ortodoks kilisesi çıkmış.

  • Giriş Ücreti: Herhangi bir giriş ücreti alınmıyor, dilerseniz içerideki bağış kutularına katkıda bulunabilirsiniz.
  • Ziyaret Saatleri: Haftanın her günü 09:00 - 17:00 arası açık, ancak ayin denk gelirse kapıları bir süreliğine ziyarete kapatabiliyorlar.
  • Fotoğraf/Video: Dışarıdan dilediğiniz gibi çekim yapabilirsiniz fakat kapıdan içeri adım attığınız an telefonları indirmek şart; çekim tamamen yasak.
  • Kılık Kıyafet: Aktif bir ibadethane olduğu için toparlayıcı giyinmek gerekiyor, hazırlıksız gelirseniz kapıda görevlilerin verdiği şallardan faydalanabilirsiniz.
  • Tesisler: Avluda lavabolar mevcut ancak kapıda kart veya nakit geçmiyor; giriş kısmından jeton alıp öyle geçiyorsunuz.
  • Ulaşım: En dertsiz yol T5 Eminönü-Alibeyköy Tramvayı ile Fener durağında inmek; durak hemen yanı başında kalıyor.

Demir Kilise'nin Mimari Sırrı: Neden Demirden İnşa Edildi?

Hikaye aslında 19. yüzyılda İstanbul'daki Bulgar cemaatinin kendi anadillerinde ibadet edebilecekleri müstakil bir ibadethane aramasıyla başlıyor. İlk olarak Haliç kıyısındaki ahşap bir konakta toplanıyorlar fakat o yapı yangında kül olunca, yerini alacak çok daha sağlam bir şey inşa etme ihtiyacı doğuyor. Tam bu noktada Haliç kıyısının klasik balçık ve yumuşak dolgu zemini büyük bir engele dönüşüyor; çünkü bildiğimiz ağır taş ya da tuğla duvarları bu zeminle taşımak neredeyse imkansız. Dönemin parlak mimarlarından Hovsep Aznavur da zemini zorlamayacak dahiyane bir mühendislik hamlesi yapıyor ve sanayi çağının o dönemki en taze nimeti olan prefabrik dökme demire yöneliyor.

Yapının yaklaşık 500 tonu bulan bütün iskelet ve süsleme parçaları Avusturya'da, Viyana’daki ünlü R. Ph. Waagner dökümhanesinde tek tek üretiliyor. Ortaya çıkan devasa demir bloklar Tuna Nehri üzerinden Karadeniz’e indirilip gemilerle Haliç’e kadar taşınıyor ve sahilde adeta dev bir yapboz gibi cıvatalarla, perçinlerle birbirine monte ediliyor. 1898’de kapılarını açan yapı, tahmin edeceğiniz üzere Haliç’in o tuzlu, nemli havasına karşı yıllarca dirense de zamanla derin bir paslanma sorunuyla yüz yüze kaldı. Neyse ki 2011-2018 yılları arasında yürütülen o titiz, 7 yıllık büyük restorasyon sayesinde yapı metal yorgunluğundan arındırıldı ve bugün gördüğümüz o pırıl pırıl, yaldızlı haline kavuştu.

Sveti Stefan Kilisesi'ne Nasıl Gidilir?

Kilise, Balat ile Fener semtlerinin tam birleştiği hatta, Mürselpaşa Caddesi üzerinde Haliç sularına doğrudan bakacak şekilde boy gösteriyor. Bölge her daim canlı ve yoğun bir ziyaretçi trafiğine sahip olduğu için yola çıkmadan önce güzergâhı iyi seçmek size ciddi zaman kazandıracaktır.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi dış cephesi
Beyaz dış cephe, Haliç kıyısındaki kiliseyi uzaktan ayırt etmeyi kolaylaştırır.

Otopark Çıkmazı ve En Pratik Ulaşım Yolu (T5 Tramvay)

Buraya sakın kendi aracınızla gelmeye kalkışmayın; sahil boyunca uzanan Fener-Balat aksının kilitlenen trafiği ve neredeyse yok denecek kadar az olan park alanları bütün keyfinizi kaçırabilir. Sahil şeridinde arabanızı güvenle bırakabileceğiniz boş bir cep bulmak piyango kazanmakla eşdeğer diyebilirim. Bu yüzden kendinize bir iyilik yapıp raylı sistem konforuna yönelmeniz en akıllıca karar olur.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi iç mekânı
İçerideki sütunlar ve ikonostasis, yapının dış cephesinden farklı bir ayrıntı düzeyi sunar.

Sahil boyunca süzülen T5 Eminönü-Alibeyköy Tramvayı'na atlayıp Fener durağında indiğinizde, sadece iki üç dakikalık kısa ve düzayak bir yürüyüşle doğrudan kilise kapısına varıyorsunuz. Eğer deniz havası alarak gelmek isterseniz Eminönü veya Karaköy kalkışlı Haliç vapurlarıyla Fener İskelesi'ne yanaşabilir ya da sahilden geçen İETT otobüslerini değerlendirebilirsiniz.

Tramvay T5 / Fener

Fener durağı

Duraktan sahil boyunca kiliseye birkaç dakikada yürüyebilirsiniz.

Vapur Fener İskelesi

Haliç hattı

İskeleye gelen seferleri kontrol edip kiliseye yürüyün.

Ziyaret Öncesi Bilmeniz Gereken Katı Kurallar

Sveti Stefan dışarıdan adeta bir açık hava müzesi gibi dursa da burasının faal bir ibadethane olduğunu unutmamak gerekiyor. İçerideki kurallara baştan hakim olursanız görevlilerle herhangi bir gerginlik yaşamadan huzurla gezebilirsiniz.

Reklam

Fotoğraf Yasağı ve İç Mekân Deneyimi

Sabah veya öğleden sonra ışığı vurduğunda yapının turkuaz ve gri tonlardaki döküm detayları ile yaldızlı kubbeleri muazzam kadrajlar veriyor; bunları dışarıdan bolca fotoğraflayın. Fakat avludan içeri adım attığınız andan itibaren telefonlarınızı ya da makinelerinizi tamamen kaldırmalısınız; flaşsız dahi olsa tek bir kareye bile müsamaha gösterilmiyor. Eğer gizlice çekmeye çalışırsanız görevliler hemen yanınızda belirip fotoğrafları galeri çöp kutusuna kadar sildirirler, canınız sıkılmasın. O yüzden içeri girdiğinizde cihazları cebinize koyup ortamın o eşsiz dokusunu sadece gözlerinizle keşfetmeye bakın.

İç mekâna adım attığınızda Neo-Gotik ve Neo-Barok çizgilerin demirle nasıl kusursuz harmanlandığını hemen hissediyorsunuz. Rusya'nın Yaroslavl şehrinde özel olarak dökülen çanlar, tavandaki zarif işçilik ve hepsinden öte Çar II. Nikolay’ın baş marangozunun elinden çıkmış o altın varaklı ahşap ikonostasis gerçekten insanı hayran bırakacak bir ustalık barındırıyor.

Kıyafet Kuralları, Mum Alanı ve Tesis Kullanımı

İçeriye girerken omuzları ve dizleri örten, ibadethanenin ağırlığına uygun kıyafetler seçmeye özen göstermelisiniz. Şayet plansız geldiyseniz sorun değil, kapıdaki görevliler örtünmeniz için hemen temiz şal uzatıyorlar. Girişte dilek mumu yakabileceğiniz bir köşe var; ancak görevlilerin ortamı düzenli ve güvenli tutmak adına yanan mumları bir süre sonra erkenden toplayıp söndürdüğünü görebilirsiniz, bu tamamen standart bir güvenlik tedbiri, şaşırmayın.

Geziniz bittiğinde avluda soluklanabileceğiniz küçük bir çay ocağı ve hemen yanında lavabolar yer alıyor. Yalnız tuvalet turnikelerinde bozuk para veya temassız kart geçmiyor; mutlaka ilk girdiğiniz gişe noktasından jeton alıp o şekilde geçiş yapmanız gerekiyor.

Fener-Balat Yürüyüş Rotasına Demir Kilise'yi Eklemek

Kilisenin iç alanı çok geniş olmadığı için hem iç mekânı hem de avlusunu sakin sakin turlamak aşağı yukarı 20 dakikanızı alır. Özellikle sabahın ilk saatlerinde veya öğleden hemen sonra gelirseniz hem vitraylardan süzülen harika gün ışığını yakalayabilir hem de turların getirdiği yoğun kalabalığa takılmadan yapıyı gezebilirsiniz.

Burayı günün ilk durağı yapıp ardından Fener-Balat keşfine başlamak harika bir güzergâh oluşturuyor. Kiliseden çıktıktan hemen sonra caddeyi geçip ara sokaklara dalarak önce Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ni (Aya Yorgi Kilisesi) görebilir, ardından kendinizi Balat'ın o meşhur renkli cumbalı evlerine ve yokuşlu tarihi kafelerine doğru bırakabilirsiniz.