Haritayı açıp Marmara Denizi'ne baktığınızda, İstanbul ile Bursa arasında, Armutlu Yarımadası'nın hemen açıklarında duran o büyük kütleyle karşılaşıyorsunuz. İmralı Adası. Belki bir feribot yolculuğunda uzaktan silüetini gördünüz, belki de haber bültenlerinde sıkça adını duydunuz. Ancak bu ada, Türkiye'nin diğer hiçbir adasına benzemiyor. Ne yazık ki burada şezlong kiralayıp denize giremiyor, tarihi Rum köylerinde kahve içemiyorsunuz. Burası, sınırları sadece tel örgülerle değil, görünmez Sarı Hat ve Kırmızı Hat gibi askeri protokollerle çizilmiş, ülkenin en yüksek güvenlikli bölgesi.

İmralı Adası'nı merak ettiğinizi biliyoruz. Oraya gidemeseniz bile, duvarların ardında nasıl bir tarih yattığını, bir zamanlar burada kimlerin yaşadığını ve Yılmaz Güney'den Adnan Menderes'e uzanan o hüzünlü hikayeleri sizin için bir araya getirdik. İşte gidiş bileti olmayan o adanın hikayesi.

Marmara Denizi ortasında sisli ve gizemli görünen İmralı Adası silüeti
Marmara'nın ortasında sessizliğe gömülen İmralı Adası'nın uzaktan görünümü.

İmralı Adası'na Gitmek Mümkün mü?

Bu sorunun cevabını en baştan net bir şekilde verelim: Hayır, İmralı Adası'na sivil erişim kesinlikle mümkün değil. İnternet üzerinde karşılaşabileceğiniz İmralı feribot saatleri veya İmralı konaklama gibi aramalar tamamen boşa kürek çekmekten farksız. Ada, İkinci Derece Askeri Kara ve Deniz Yasak Bölgesi statüsünü koruyor.

Adanın etrafında denizcilerin bile yaklaşmaya çekindiği çok sıkı bir güvenlik çemberi var. Sahil Güvenlik botları ve donanma unsurları, adanın etrafındaki belirli bir mili sürekli kontrol altında tutuyor. Yani değil adaya ayak basmak, tekneyle yakınından geçmek bile ciddi yasal prosedürlerle karşılaşmanıza neden oluyor. Hatta ada üzerindeki hava sahası bile uçuşa yasak bölge ilan edilmiş durumda.

[img src="uploads/2026/02/sahil-guvenlik-yasak-bolge-devriyesi-deniz.webp" alt="Yasaklı bölge sınırında devriye gezen sahil güvenlik botu ve deniz" cp="Adanın etrafındaki "Kırmızı Hat", denizden kuş uçurtmuyor."]

O yüzden planlarınızı yaparken bu adayı bir gezi rotası olarak değil, uzaktan izlenen bir tarih kapsülü olarak görmenizde fayda var.

Eğer Marmara Denizi'nde keyifli bir feribot yolculuğu yapmak istiyorsanız, rotanızı Kadıköy veya Adalar hattına çevirmenizi öneriyoruz; zira İmralı iskelesine yanaşan tek gemiler, görevli askeri personel ve bakanlık izni olan özel teknelerden ibaret.

Adanın Derin Tarihi: Bir Zamanlar Kimler Yaşıyordu?

Bugünkü sessizliğine aldanmayın, İmralı her zaman böyle izole bir hapishane adası değildi. Tarihin tozlu sayfalarını araladığımızda, buranın bir zamanlar Kalolimnos (Limanköy) adıyla anılan, canlı bir ticari hayata sahip olduğunu görüyoruz. Bizans döneminde verimli topraklarıyla bilinen bu ada, Osmanlı döneminde de stratejik önemini korudu.

Imrali adasi nerede nasil gidilir

Mübadele Öncesi Rum Köyleri

1923 yılına kadar adada tamamen farklı bir hayat akıyordu. O dönemde adada yaşayan Rum nüfus, geçimini soğan tarımı, ipek böcekçiliği ve balıkçılıkla sağlıyordu. Hatta İmralı Soğanı o dönem İstanbul pazarlarında aranan, oldukça meşhur bir üründü. Adada üç büyük Rum köyü, okullar ve manastırlar yer alıyordu. Ancak Lozan Antlaşması ve sonrasında gelen Nüfus Mübadelesi ile birlikte, adanın yerli halkı Yunanistan'a göç etmek zorunda kaldı. İşte adanın yalnızlığı ve bugünkü kimliğine dönüşüm süreci tam olarak bu tarihten sonra başladı.

Açık Cezaevi Dönemi ve Ünlü Mahkumlar

İmralı'nın kaderi, 1935 yılında Türkiye'nin ilk Yarı Açık Cezaevi olarak düzenlenmesiyle tamamen değişti. O dönemde sistem oldukça farklı işliyordu. Mahkumlar hücrelere kapatılmak yerine tarımla uğraşıyor, balıkçılık yapıyor ve adadaki konserve fabrikasında çalışıyorlardı. Yani ada, bir nevi üretim üssüne dönüşmüştü.

Yılmaz Güney ve İmralı Sineması

Bu dönemle ilgili en şaşırtıcı detaylardan biri, Türk sinemasının Çirkin Kralı Yılmaz Güney ile ilgili. Yılmaz Güney, 1970'li yıllarda cezaevi günlerinin bir kısmını İmralı'da geçirdi. Ancak sıkı bir tecrit altında değildi; tam tersine, adadaki sinemanın işletmeciliğini yapıyor, mahkumlara film gösterimleri düzenliyordu. Sanatçının o dönemki mektuplarında, adanın sert rüzgarlarından ve yalnızlığından sıkça bahsettiğini görüyoruz.

Yakın Tarihin En Karanlık Sayfası: 1961 İdamları

Adanın hafızasına kazınan en acı olay ise şüphesiz 27 Mayıs Darbesi sonrasında yaşananlar. Yassıada yargılamalarının ardından, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan bu adaya getirilerek idam edildi. Bu olay, adanın isminin uzun yıllar boyunca hüzün ve yasla anılmasına neden oldu. O günlerin şahidi olan binalar ve mekanlar, bugün hala adanın sessizliğinde varlığını sürdürüyor.

Hüzünlü ve kasvetli bir havada denize uzanan eski beton iskele
Yakın siyasi tarihin en ağır yüklerini taşıyan o iskeleler ve binalar.

1999 Miladı ve F Tipi Dönüşümü

İmralı Adası için ikinci büyük kırılma noktası 1999 yılı oldu. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesiyle birlikte, ada bir gecede boşaltıldı. Mevcut mahkumlar başka cezaevlerine nakledildi ve ada, sadece tek bir kişiye (daha sonra sınırlı sayıda başka mahkumlar da eklendi) özel, F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na dönüştürüldü.

Bugün ada, Mudanya İskelesi'nden kalkan özel kosterlerle, sadece Adalet Bakanlığı'nın özel iznine tabi olan avukatlar ve birinci derece yakınlar tarafından ziyaret edilebiliyor. Bu prosedürlerde herhangi bir gevşeme söz konusu değil. Ada, 7/24 uydu takibi, su altı radarları ve SAS komandoları tarafından korunuyor.

Coğrafi Yapı: Duvarların Arkasında Ne Var?

Peki, giremediğimiz bu adanın coğrafyası nasıl? İmralı, Marmara'nın dördüncü büyük adası. En yüksek noktası olan Türk Tepesi, adanın tüm manzarasına hakim bir konumda. Uydu görüntülerinden incelediğimizde, adanın kuzeyinde yoğunlaşan askeri yapıları ve cezaevi kompleksini seçebiliyoruz.

Eski Rum yerleşimlerinden kalan kilise kalıntıları ve tarihi yapılar, ne yazık ki bakımsızlık ve zamanın etkisiyle büyük ölçüde tahrip olmuş durumda. Adanın doğası ise insan etkisinden uzak kaldığı için kısmen yabanileşmiş ve kendi haline terk edilmiş bir bitki örtüsüne sahip.

İmralı Adası, hem coğrafi konumuyla hem de taşıdığı ağır siyasi bagajla, Türkiye'nin en çok konuşulan ama en az bilinen noktası olmaya devam ediyor. Bizler için şimdilik sadece ufuk çizgisinde görünen bir silüet, tarihçiler için ise keşfedilmeyi bekleyen bir arşiv niteliğinde.