Şu an bir uçurumun kenarında duruyorsunuz. Karşınızda antik dünyanın en dik tiyatrosu, arkanızda ise hüzünlü bir boşluk var. Rüzgar burada her zaman sert esiyor ve binlerce yıllık tozları yüzünüze çarpıyor. Burası Berlin'deki o meşhur müze salonu değil; burası tarihin gerçekten yaşandığı yer, İzmir Bergama'daki Pergamon Akropolü.
Meşhur Zeus Sunağı yıllar önce buradan sökülüp Almanya'ya götürülmüş olsa da (ve Berlin'deki müze 2037'ye kadar tadilatta olsa da), bu krallığın asıl kalbi hala Ege'de atıyor. Kralların yürüdüğü taşlara basmak, parşömenin icat edildiği topraklara dokunmak ve ölümün girmesinin yasak olduğu tünellerde yürümek için Berlin'e değil, Bergama'ya gidiyoruz.
Konum: Bergama, İzmir
Giriş Ücreti: 25 Euro
MüzeKart: Geçerli (Mutlaka yanınızda olsun)
Ziyaret Süresi: 3 - 4 Saat
En İyi Mevsim: İlkbahar veya Sonbahar (Yazın taşlar çok sıcak oluyor)
Neden Pergamon Bu Kadar Önemli?
Türkiye'de binlerce antik kent varken neden kalkıp Bergama'ya gelmelisiniz? Cevap, bu şehrin cüretkarlığında saklı. Attalos Kralları, burayı ikinci bir Atina yapmak istediler ve birçok konuda onları geçtiler. İskenderiye Kütüphanesi ile rekabet edebilmek için o kadar büyük bir kütüphane kurdular ki, Mısırlılar papirüs ihracatını kesti. Peki, Bergamalılar ne yaptı? Pes etmek yerine hayvan derisinden Parşömeni (Bergama Kağıdı) icat ettiler ve dünya kültür tarihini değiştirdiler.
Burada ayrıca spiritüel bir gizem de sizi bekliyor. İncil'de (Vahiy Kitabı) bu şehirden Şeytanın Tahtının bulunduğu yer olarak bahsediliyor. Zeus Sunağı'nın o devasa temellerini gördüğünüzde, erken dönem Hristiyanlarının bu tepeden yayılan pagan gücünden neden bu kadar ürktüğünü çok daha iyi anlıyorsunuz.
Akropol: Bulutların Üzerindeki Şehir
Zirveye ulaşmak bile başlı başına bir macera. Aracınızı aşağıda bırakıp teleferikle çıkmanızı şiddetle öneriyoruz. Yukarı doğru süzülürken Kestel Barajı Gölü'nün ve modern Bergama şehrinin ayaklarınızın altına serilmesini izlemek harika bir deneyim.
Trajan Tapınağı
Zirveye ulaştığınızda sizi bembeyaz mermer sütunlarıyla Trajan Tapınağı karşılıyor. Akropol'de orijinal görkemini en iyi koruyan yapı burası. Masmavi Ege gökyüzüne uzanan Korint tarzı sütunlar, size muazzam bir fotoğraf karesi veriyor. Diğer birçok ören yerinin aksine, burada yerde yatan devasa mimari parçaların arasında özgürce dolaşıyorsunuz.
Dünyanın En Dik Tiyatrosu
İşte yükseklik korkunuzu test edecek o nokta. Helenistik tiyatro, dağın yamacına inanılmaz bir açıyla asılmış gibi duruyor. 10.000 kişilik bu yapının akustiği hala kusursuz. En üst basamaklara oturduğunuzda kendinizi vadinin üzerinde uçuyormuş gibi hissediyorsunuz. Merdivenlerden inerken acele etmeyin; buradaki vertigo etkisi şaka değil, gerçekten baş döndürüyor.
Kayıp Zeus Sunağı
Geziniz sırasında kaçınılmaz olarak o meşhur boşluğa, Zeus Sunağı'nın bir zamanlar yükseldiği yere geliyorsunuz. Bugün burada sadece dev fıstık çamları ve temel taşları var. Sunağın kendisi 19. yüzyılın sonlarında parça parça Berlin'e taşındı. Yine de bu boşlukta durmak, yapının orijinal ölçeğini ve konumlandığı manzarayı hayal etmenizi sağlıyor; bu, hiçbir müze salonunun size veremeyeceği bir his.
Asklepion: Antik Dünyanın İlk Psikoterapi Merkezi
Akropol gezinizi bitirdikten sonra (MüzeKart'ınızla tekrar teleferiğe binip inebilirsiniz), aşağı şehirdeki Asklepion'a geçiyoruz. Burası sıradan bir hastane değil, antik dünyanın lüks bir wellness merkeziydi. Kapısında iddialı bir yazı vardı: Buraya Ölümün Girmesi Yasaktır.
2026 yıl önce hastaların yürüdüğü o kutsal yoldan yürüyorsunuz. Tedavi yöntemleri çağının çok ötesindeydi: Su sesi, çamur banyoları, bitkisel kürler ve rüya analizleri... Terapi için kullanılan uzun, loş tünelden mutlaka geçmelisiniz. Yerin altından gelen su sesi, mental sorunları olan hastaları sakinleştirmek için özel olarak tasarlanmış. Tünelin akustiği ve atmosferi bugün bile insana huzur veriyor.
Kızıl Avlu (Bazilika)
Modern şehrin tam göbeğinde, etrafındaki binalara tepeden bakan devasa, kırmızı tuğlalı bir yapı göreceksiniz. Burası Kızıl Avlu. Başlangıçta Mısır tanrıları Serapis ve İsis için tapınak olarak inşa edilmiş, sonra kiliseye çevrilmiş. Duvarların devasa boyutları karşısında kendinizi küçücük hissediyorsunuz. Bölgede ayakta kalan en büyük Roma yapılarından biri. Akropol dönüşü yolunuzun üzerinde, mutlaka uğrayın.
Ziyaret İçin Pratik İpuçları
Ulaşım: Eğer İzmir'den toplu taşıma ile gelecekseniz, İZBAN ile Aliağa istasyonuna kadar gelip, oradan 835 numaralı ESHOT otobüsüne aktarma yapabilirsiniz. Yolculuk biraz uzun sürüyor (yaklaşık 2 saat), bu yüzden güne erken başlamakta fayda var.
Ne Giymeli? Akropol her zaman rüzgarlı. Yazın bile o serinletici esinti var ama kışın dondurucu olabiliyor. En önemlisi ayakkabı seçiminiz. Kesinlikle altı kaymayan, rahat bir spor ayakkabı giyin. Antik taşlar kaygan ve zemin oldukça engebeli.
Rotayı Birleştirin: Bergama gezisi, tırmanışlı ve bol yürüyüşlü olduğu için yorucu olabilir. Tarih turunuz bittikten sonra yorgunluğunuzu atmak isterseniz, rotanızı Çeşme tarafına çevirip Çeşme Kleopatra Koyu sularına kendinizi bırakabilirsiniz.
Son bir tavsiye: Acele etmeyin. Tiyatronun basamaklarına oturun, rüzgarı dinleyin ve şehrin en görkemli zamanlarını hayal edin. Pergamon sadece görülecek değil, hissedilecek bir yer.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Şikayet Et